menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nato kafa nato mermer

25 0
04.07.2026

www.yildirimkoc.com.tr

Kendimi korumak için baştan belirteyim. Bu yazının Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü NATO ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi alakası yok. Rumcada “náto kefalí, náto mármaro” diye bir deyim varmış. Anlamı, “işte kafa, işte mermer” imiş. Bizde “taşkafa” da denir. Sağcı partilerin işçilere yarar sağlayıp sağlamadığı konusundaki yazıma yapılan ve bir bölümünü (terbiye sınırlarını aştığı için) sildiğim yorumları okudukça aklıma gelen ilk deyim, nato kafa, nato mermer, oldu. Bazılarının mermer gibi kafalar var; içeriye bir şey sokabilmek mümkün değil.

Benim bu durumlarda sevdiğim diğer bir ifade de, “cahillik ne güzel şey, her şeyi biliyorsun”. Cahil oldun mu, hele hele cahil olduğunun farkında olmadın mı, öğrenmek diye bir derdin, sıkıntın, çaban yok; çünkü sen her şeyi biliyorsun.

Yapılan yorumlardan biri şu: “Sağcı iktidarlar işçilere yarar sağlamaz. Bunlar sermayeden, zenginden yanadırlar. Sağcı iktidarlar sermayedarları koruyacak yasalar çıkarırlar. Tersini söyleyen ya yalan söylüyordur ya da sınıf bilinci gelişmemiştir. Sınıfını seçememiştir.”

Böyle bir insanın kafasına bir şeyler sokmaya çalışmak, deveye hendek atlatmaktan çok daha zor.

Solculuk buysa, geçmiş olsun, ben solcu filan değilim. Yarım imam dinden, yarım doktor candan eder, denir. Türkiye’de sol düşünceye en büyük zararı veren, “yarım solcular” değil, “çeyrek” veya “onda bir” solculardır. Kulaktan dolma kırıntılarla ukalalık eden, kendini allamei cihan sanan, havalı, kendini beğenmiş, halkımıza ders vermeye kalkan öğretmen özentileridir. Esasında bunlar kulaktan dolma bilgi bile edinmiyorlar; sorgulamaya ve öğrenmeye karşı kulaklarını da tamamıyla kapamışlar.

Sağcılık sermaye yandaşlığıdır, emperyalizmle uzlaşmadır. Ancak bu sağcı parti ve hareketler, insanlara somut bazı yararlar sağladıklarında onların desteğini alırlar ve aldılar. Özellikle kabaca 1945-1973 döneminde yaşanan kapitalizmin altın çağında, bu yararlar son derece önemliydi. Geçen haftaki yazımda bunların bir bölümünü sıraladım.

Bu yazımda işçilerin emeklilik hakkına ilişkin bir özetle durumu örnekleyeyim. Kerameti kendinden menkul solcularımız da öğrensinler.

Türkiye’de 1969 yılında sosyal güvenlik alanında işçiler lehine akıl almaz önemde bir düzenleme yapıldı. Ancak bu düzenleme ve aynı anlayışla yapılan bazı uygulamalar, 1993 yılında sosyal güvenlik sisteminin gelirleriyle giderlerini eşitledi ve daha sonraki yıllarda SSK’nın açıkları hızla büyüdü. Bu da zaman içinde sosyal güvenlik sisteminin ciddi biçimde zayıflatılmasına yol açtı.

Diyelim 1969 yılında işçisiniz ve yapılan kanun değişikliğiyle size genç yaşta emekli aylığı alma hakkı tanındı. Böylece, işsiz kaldığınız dönemlerde kendinizi sağlama almış oldunuz. Emekli aylığınız ödeniyor. Sağlık hizmetlerinden yararlanıyorsunuz. Ayrıca bir işe girdiğinizde de ikinci geliriniz oluyor.

Biri size gelip, “yapma, kardeşim; sosyal güvenlik sistemini 25 yıl sonra çökerteceksiniz,” dese tepkiniz ne olur? Dediği doğru, ama işinize........

© Veryansın TV