menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ulusal barışın iki düşmanı

18 2
17.03.2025

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” şeklinde, Anayasamızın 10. Maddesinde ifadesini bulan bireysel, toplumsal ve kültürel özgürlükleri “Türk milleti” kavramı etrafında anayasal güvenceye almıştır. Hangi dinden, ırktan, inançtan olursa olsun her Cumhuriyet ferdi, kendisini başkalarından ne üstün ne de öteki görecek şekilde kanun önünde eşitliğe kavuşturulmuş; tebaa ya da kul olmaktan kurtulmuş, “Türk yurttaşı” vasfını kazanmıştır. Türk yurttaşı dinsel ya da mezhepsel ayrıcalıkların veya ötekileştirmelerin nesnesi yapılamayacaktır. İnanmak-inanmamak, şu ya da bu ırktan olmak ya da olmamak ne lehte ne de aleyhte, birey için herhangi bir sonuç doğurmayacaktır demektir. Ağalık, şeyhlik, siyasi imtiyazcılık, nepotizm, bölgecilik veya aşiretçilik karşısında Türk yurttaşlığı belirleyicidir, egemendir ve kanun nazarında mutlak ve tartışmasız eşitliğin adıdır.

Hiçbir din ve mezhep, hiçbir soy-sop ve hiçbir ırksal verilmişlik, Cumhuriyet yurttaşlığının önüne geçemez. Çünkü din ve ırk, kazanılmış değil, verilmiştir. Din ve mezhep, kişinin emekle kazandığı bir ayrıcalık ya da ödüllendirilmesi gereken bir kazanım olmadığı gibi, şu ya da bu ırktan gelmiş olmak da ötekileştirilmeye müstahak ya da imtiyaza layık olmak değildir. İşte Cumhuriyet rejimi, mevcut Anayasada bu ulusal ve uluslararası insan hakkını vurgular.

Umberto Eco’nun deyimiyle 1000 yıldan uzun süren Orta çağlar boyunca her üç Sami dinde kadının “ne kadar insan” olduğu tartışılırken Cumhuriyet rejimi, bu ve bununla ilgili başka maddelerde bu tartışmalara kesin olarak son vermiş ve kadın ile erkeği mutlak surette eşit saymıştır. Üstelik dünyada seçme ve seçilme hakkı en önce Türk kadınına tanınmıştır.

Eşitlik yalnız vatandaşlar arasında değil, cinsler arasında da böylece garantiye alınmıştır. Bu eşitlikten kim ve neden rahatsız olur? Ya cahildir ya görevlidir.

İlk dört ve 66. Maddeler, bu eşitliğin dayanağıdır. Neden? Bayrağı, başkenti, ulusal kimliği, tarihsel ve kültürel birikimi, Türk dili, vatanlaştırılmış toprak parçası ve halkının kader birliği gibi temel olgular sağlam bir altyapının öğeleridir. Bunlar olmadan eşitlik ve özgürlükten söz etmek havanda su dövmektir. Türk kimliği varoluşsal koşuldur ve bu kimlik olmadan hiçbir alt ya da yan kimlik, bu topraklarda varlığını sürdüremez. Irk ve mezhepçilik oyunlarıyla devlet kurulmadığı gibi, beka da sağlanamaz.

Bütün bu anayasal gerçeklikler ortadayken, bu anayasayı hem de ilk dayanaklarından başlayarak değiştirmeye kalkmak, “Türk yurttaşlığı” tanımından “Türk”ü çıkarıp sözüm ona “eşit yurttaşlık” tan dem vurarak yeni anayasa arayışına girmek, devletin bütün sütunlarını yerle bir etmektir.

Daha kendi içindeki kadınlara en ufak saygısı olmayan bu çevreler, “eşit yurttaşlık” yalanıyla Cumhuriyet’e meydan okuduklarını kamufle etmeye çalışıyor. PKK terör örgütü ve Hizbullah sicilli Hüda Par, görüntüde farklı ama içten içe aynı etnikçi-mezhepçi yobazlığın, gericiliğin ve ilkelliğin taraftarları olduklarını artık açık açık beyan ediyor. İlki kadının eline silah verip onu ülkesine karşı terörist olarak kullanmakla kalmayıp örgüt içinde tecavüz malzemesi olarak aşağılıyor; ikincisi de aynı köleci ve aşağılayıcı muameleyi din adına ovada gerçekleştiriyor. Tam bir Orta Çağ gericiliğinin etnik ve mezhepçi ittifakına hayretle tanık oluyoruz. Öyle utanmaz, öyle arlanmazlar ki bir de kalkıp “eşit yurttaşlık” nakaratıyla ülke gündemini saptırıyorlar. Kadınlar ellerinde ölümlerden ölüm, zulümlerden zulüm beğenerek cehennem hayatı yaşarken hallerine bakmadan Türk milletine........

© Veryansın TV