menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hangi Kürtlük: Biyolojik mi, siyasi mi?

11 2
11.02.2026

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

Terör; yalnızca bir asayiş sorunu ya da belirli bir siyasi amaca yönelik silahlı bir strateji değildir. Terör hem ulusal hem de uluslararası ölçekte işlenen bir insanlık suçu; milli ve evrensel ahlaka, insanlık onuruna ve kültürel değerlere karşı açılmış en acımasız, en vahşi örgütlü saldırganlığın kavramsallaşmış halidir. Bu saldırganlık, toplumsal dokuyu parçalamayı hedeflerken en çok “kimlik” kavramını bir kitle imha silahı olarak kullanır.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdit, sadece sınır boylarındaki militanlar değil, bu militanların arkasındaki zihinsel kodların, binlerce yıllık bir medeniyet birikimi olan “Türklük” üst kimliğini tasfiye etme girişimidir. Bu tasfiye hareketi, antropolojiyi tersyüz ederek, bir “kültürel dev” olan Türk kimliğinin karşısına, biyolojik bir çıkmazdan ibaret olan yapay kimlik inşalarını dikmeye çalışmaktadır.

İhanet süreci, en hafif deyimle, bu biyolojik çıkmazdan ibaret yapay kimlik inşasının adıdır ve kültürel kimlik tanımının yerine göz göre göre biyolojik bir kategoriyi dayatmaktadır. PKK ve onun uzantıları olan terör örgütleri, Türk kavramı söz konusu olduğunda “saf ırk yoktur, bir ulus adından söz etmek ayrımcılıktır, faşizmdir” diye feveran ederken, nedense konu “Kürtlük”e gelince “biz ve diğerleri” ayrımını ödünsüz işletmektedir. Diyeceksiniz ki bölücü terör örgütleri hiçbir insani ve ahlaki ölçüt tanımadığı için ayak üstü binlerce yalan söyler. Evet ama bu yalanı emperyalistleri arkasına alarak içeride ve dışarıda ısrarlı bir propagandaya dönüştürdüklerinde, kırk kez söylenen yalan gerçekmiş gibi algılanmaya başlıyor.

Antropoloji bilimi, 19. yüzyıldan bu yana iki ana damarda ilerlemiştir. Türk kimliği ile ona karşı çıkarılan etnik iddialar arasındaki temel uçurum, tam da bu iki disiplinin çatışma alanında gizlidir.

Biyolojik Antropoloji, insanı bedensel özelliklerine, genetik kodlarına ve kafatası yapısına göre tasnif eder. 20. yüzyılın Carleton S. Coon gibi isimleri tarafından temsil edilen bu okul, insan topluluklarını “ırksal tipler” üzerinden kategorize etmeye çalışmıştır. Ancak modern genetik biliminin öncüsü Luigi Luca Cavalli-Sforza, “Genlerin, Halkların ve Dillerin Tarihi” adlı çalışmasında kanıtlamıştır ki; yeryüzünde “saf ırk” diye bir şey yoktur ve insan grupları arasındaki farklar kategorik değil, süreklidir. “İnsan grupları arasındaki genetik farklar, grup içindeki bireyler arasındaki farklardan çok daha azdır.” Ne var ki Cumhuriyet felsefesi, bireysel farklılıkları gözetip vatandaşlık temeline dayalı bireyleşmeyi inşa ederken, bölücü terör örgütü ve reklamcıları, grup farklarını abartarak kitlesel kaosa yol açacak tetik jargonları sürekli tekrarlamaktadır. Bu sözde farklıkları, biyolojik indirgemecilik sınırları içinde debelenen “halklar, etnisiteler, mezhepler” söylemleri üzerinden siyasallaştırmaktadır. Cumhuriyet’in hedeflediği bireyleşme projesi, gruplaşma, hizipleşme, etnik-mezhepsel çatıştırma ve ilkel biyolojik ayrımlaşma körüklenerek büyüyen sözde farklılıklar arasında sıkışmaktadır. Birey, devlet ve iktidar hatta diğer siyasi yapılarla ilişkisini, bireyliği üzerinden değil, Kürt sorunu yalanına inandırılan grup ya da gruplara mensubiyet üzerinden kurmakta; böylece vatandaş olarak eşit hak ve hürriyetler imkanından yararlanma fırsatı önünde dururken, parçası yapıldığı grubun ya da yapının “olmayan hakkı talep etme” veya “var olan eşitliği”........

© Veryansın TV