menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Püsküllü’ tarihçilik

39 0
31.08.2026

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

Kadir Mısıroğlu, takipçileri ve belli bir siyasal İslamcı çevre tarafından “yakın tarihin kara kutusunu açan,” “resmî ideolojinin prangalarını kıran” ve “Osmanlı mirasını savunan ulu bir mütefekkir” olarak selamlanmıştır. Onu öven kitlelere göre Mısıroğlu; Cumhuriyet dönemiyle birlikte unutturulan İslamî değerleri ve Osmanlı hukukunu yeniden gündeme taşıyan, tabuları yıkan cesur bir figürdür. Tarihyazımı (historiography), geçmişte ne olduğundan ziyade, geçmişin kim tarafından, hangi metotlarla ve hangi amaçla inşa edildiğini inceleyen bir bilim. Modern tarih metodolojisi, kaynakların nesnel, eleştirel ve belgelere dayalı bir süzgeçten geçirilmesini zorunlu kılarken; popüler tarihçilik alanında ideolojik meşruiyet devşirme çabaları bu bilimsel titizliği sıklıkla gölgelemektedir [Siyasal Görüşleri Çerçevesinde Kadir Mısıroğlu’nun Popüler …]. Türkiye’de yakın tarih algısının şekillenmesinde resmi anlatı ile sivil, alternatif ve çoğunlukla popüler nitelikli iddialar arasındaki gerilim bu duruma somut bir örnek teşkil eder. Kadir Mısıroğlu, Erken Cumhuriyet döneminin seküler tarih anlatısına muhalif olan muhafazakâr-İslamcı kesimler tarafından, resmî ideolojinin sınırlarını zorlayan cesur bir figür olarak kabul edilir [Siyasal Görüşleri Çerçevesinde Kadir Mısıroğlu’nun Popüler …]. Bu çevrelerin gözünde Mısıroğlu, unutturulmaya çalışılan Osmanlı ve İslam mirasını kitlelere yeniden hatırlatan, alternatif bir yakın tarih anlatısının inşasına öncülük eden sembolik bir entelektüeldir [Siyasal Görüşleri Çerçevesinde Kadir Mısıroğlu’nun Popüler …]. Muhafazakâr düşünce dünyasında derin bir iz bırakan Mısıroğlu, vefatının ardından hazırlanan çalışmalarda da yakın tarihin tabularına meydan okuyan, alternatif tezleriyle geniş kitleleri etkilemiş simgesel bir isim olarak selamlanmıştır[1] Takipçileri nezdinde o, “tarihin asıl ruhunu” keşfeden ve millete gerçek kimliğini hatırlatan bir “Üstad”dır. Mısıroğlu’nun hitabetindeki coşku, hafızasındaki anekdot yoğunluğu ve popüler dille yaptığı anlatımlar, akademik çevreden ziyade halk tabanında “gerçek tarihçi” olduğu algısını pekiştirmiştir.

Lehte yazılan eserlerde; o, Kemalizm’in “tektipleştirici” tarih anlayışına karşı “alternatif” bir ses olarak sunulur. Onu öven çevreler; Mısıroğlu’nun ömrünü sürgünlerde geçirmesini, hapis yatmasını ve vatandaşlıktan çıkarılmasını “bir dava adamının çilesi” olarak nitelemektedir.[2] O, “geçilemez denilen resmî tarih surlarını yıkan” bir fatih gibi tasvir edilmiştir. Takipçileri, onun yazdığı Lozan: Zafer mi, Hezimet mi? adlı eseri bir “başucu kitabı” olarak görmüş ve bu eserin Türk milletinin gözünü açtığını savunmuşlardır.

Ancak bu övgülerin arkasında, nesnel bir tarih biliminden ziyade, derin bir ideolojik kutuplaşma ve duygusal bir aidiyet yatmaktadır. Mısıroğlu’nun “yavuz” tavrı, bilimsel bir tutarlılıktan ziyade, karşıt gördüğü kesimlere yönelik bir kışkırtma aracı olarak kullanılmıştır. Onu öven müelliflerin eserleri incelendiğinde, Mısıroğlu’nun belgeleri çarpıttığına veya asılsız iddialar ortaya attığına dair hiçbir eleştiriye yer verilmediği, aksine bu yanıltıcı bilgilerin “hakikat” olarak kutsandığı görülmektedir. Türkiye’de popüler tarih yazımının önemli figürlerinden biri olan Kadir Mısıroğlu, yazdığı eserler ve sosyal medya iddialarıyla geniş kitleleri etkilemiş olsa da akademik açıdan ciddi metodolojik zafiyetler barındırmaktadır. Yapılan güncel araştırmalar, Mısıroğlu’nun tarih anlatısının nesnellikten ve bilimsellikten uzak olduğunu, genellikle ideolojik bir çerçevede şekillenerek kamuoyunda ciddi yanılgılara yol açtığını metodolojik belgelerle ortaya koymaktadır[3] Bu durum, Mısıroğlu’nun “iyi bilinen” bir figür olmasının sosyolojik bir analizidir, ancak onun tarihsel gerçeklerle olan sorunlu ilişkisini ortadan kaldırmamaktadır.

Sonuç olarak Kadir Mısıroğlu, popüler tarih alanında derin bir kutuplaşmanın öznesi olmuştur. Akademik tarihçilik kuralları açısından belgeleri tahrif etmek ve kronolojik gerçekleri eğip bükmekle suçlanırken kendi kitlesi nezdinde ise resmî ideolojinin tabularını yıkan sembolik bir “mütefekkir” olarak konumlandırılmıştır. Bu durum, Türkiye’deki tarih yazımının salt bilimsel bir süreç olmadığını, aynı zamanda siyasal kimlik inşasının ve ideolojik meşruiyet mücadelelerinin temel bir cephesi olduğunu açıkça göstermektedir.

Kadir Mısıroğlu’nun tarihçiliği, modern tarih biliminin temel direkleri olan nesnellik, belge eleştirisi ve kanıtlanabilirlik ilkelerinden tamamen yoksundur. O, tarihi bir bilimsel disiplin olarak değil, “tarihsel revizyonizm” maskesi altında yürüttüğü ideolojik bir “karşı-anlatı” inşa süreci olarak görmüştür. Onun eserlerinde tarih; belgelerin konuşturulduğu bir keşif sahası değil, önceden belirlenmiş siyasal İslamcı dogmaların ve Cumhuriyet nefretinin meşrulaştırılması için kullanılan bir kurgu alanıdır. Bu kurgunun en yıkıcı ve kışkırtıcı tarafı, Türk milletinin varoluş mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı’nı ve bu savaşın kurucu iradesini hedef almasıdır.

Mısıroğlu’nun en büyük tarihsel tahrifatı, Millî Mücadele’nin bir “tiyatro” olduğu ve aslında böyle bir savaşın yaşanmadığı iddiasıdır. O, İngilizlerin ülkeyi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e “elleriyle teslim ettiğini,” bunun karşılığında ise İslam’ın ve Hilafet’in tasfiyesi sözünün alındığını ileri sürmüştür.[4] Bu iddia, Türk Genelkurmay Başkanlığı ATASE (Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı) arşivlerinde yer alan on binlerce harekât emri, lojistik rapor ve şehit kayıtları ile taban tabana zıttır. Mısıroğlu, 1919-1922 yılları arasındaki kanlı çarpışmaları, Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki stratejik dehayla kazanılan zaferi ve Büyük Taarruz’un askeri gerçekliğini yok saymaktadır.[5] Oysa dönemin İngiliz Dışişleri Bakanlığı (Foreign Office) gizli belgeleri, İngilizlerin Mustafa Kemal’i durdurmak için suikast planları hazırladığını, İstanbul hükümetine baskı yaparak onun hakkında idam fermanı çıkarttırdığını ve Yunan ordusunu mühimmatla........

© Veryansın TV