Basayım Apo’ya
Siz hiç “Terörsüz Türkiye” sürecine yönelik toplum desteğinin gerçekten ne düzeyde olduğunu ortaya koyan kapsamlı bir akademik çalışmaya denk geldiniz mi?
Neden toplumdaki gerginliği, tribünlerde yaşanan olayları, sosyal medya tepkilerini ve toplumsal refleksleri bilimsel yöntemlerle inceleyen; bu verilerden hareketle toplumun sürece ilişkin gerçek tutumunu ortaya koyan çalışmalar yapılmıyor?
Bugün karşımıza daha çok, “Terörün olmadığı bir Türkiye istiyor musunuz?” sorusunun yöneltildiği araştırmalar çıkıyor. Elbette insanların büyük çoğunluğu terörün olmadığı bir Türkiye istediğini söyleyecektir. Ancak insanların terör istememesi ile “Terörsüz Türkiye” adı altında yürütülen siyasi süreci desteklemesi aynı şey değildir.
İşte tam da bu noktada bir algı yönetimi sorunu ortaya çıkıyor.
Toplumun teröre karşı olması, belirli siyasi adımlara ve pazarlıklara destek verdiği şeklinde yorumlanıyor. Böylece toplumun gerçek tutumu yerine, siyasi aktörlerin oluşturduğu bir algı üzerinden süreç yürütülmeye çalışılıyor.
Kapalı kapılar ardında yürütülen süreç
Mithat Sancar’ın İlke Tv’de sürece ilişkin konuşmasını dinledim. Sancar, sürecin belirli bir noktaya kadar kapalı kapılar ardında yürütülmesini, belli bir aşamaya gelindikten sonra ise şeffaflaşmasını doğru bulduğunu ifade ediyor.
Peki, bunun anlamı nedir?
Demek ki toplumun, “iş işten geçene kadar” sürecin bütün ayrıntılarını bilmemesi gerekiyor. Toplumun kabul etmeyeceği hususlar toplumsal itiraz görmeden hayata geçmesi gerektiğini düşünülüyor.
Oysa demokratik toplumlarda, özellikle ülkenin geleceğini ve anayasal düzenini ilgilendiren böylesine önemli meselelerde toplumsal rıza şarttır.
Süreci başlatıp yürüten bileşenlerin yaptığı konuşmalarda üzerinde özellikle durduğu konu, sürecin “nasıl başarıya ulaştırılacağı” meselesi olduğunu görüyorum .
Hatta terörist başının belirli bir statüyle sürecin içinde yer almasının önünde hukuki engeller bulunduğu ifade edilirken, Sancar bunun özel bir durum olması nedeniyle hukuki bir zemin oluşturulmasının yolunun bulunacağını söylüyor. Mealen diyor ki Hukuka bakamayız Hukuku ona uydururuz
Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta ise başka bir yerde.
Sancar’ın da ifade ettiği üzere, silah ve çatışma devreden çıktıktan sonra siyasi zeminde yapılacak görüşmelerin demokratik zeminde olacağı için sorun teşkil etmeyeceğini savunuyor .
Peki, bu siyasi zeminde hangi hedefler konuşulacak?
Sorusuna da Sancar konuşmasında
“Özgür yaşam” ve “eşit yurttaşlık” şeklinde cevap veriyor. Bunlar ne demek?
Peki, özgür yaşamdan ne anlaşılması gerekiyor?
Bugün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve Kürt kimliğine sahip vatandaşlarımız hangi temel haklardan mahrum?
Cumhurbaşkanı yardımcısı olabiliyorlar. Akademisyen olabiliyorlar. Milletvekili, iş insanı, belediye başkanı olabiliyorlar.
Öyleyse “eşit yurttaşlık” talebiyle tam olarak ne isteniyor?
Anayasal düzeyde Kürt kimliğinin tanınması mı?
Anadilde eğitim hakkı mı?
Yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması mı? Bunların tek bir millet olma özelliğimizi ortadan kaldıracağı için doğal olarak bölünmeyi getireceğini........
