menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SUYUN HAFIZASI VARDIR VE İNTİKAMI AĞIR OLUR

10 0
15.10.2026

İstanbul’un beton zincirleri ve yatağını arayan dereler

İnsan unutur, seçim vaatleri buharlaşır, rant hırsıyla atılan imzalar arşivlerin tozlu raflarında kaybolur; ama suyun hafızası asla silinmez. Toprakla bağını kopardığımız, üzerine milyarlık alışveriş merkezleri, lüks plazalar ve vaat edilmiş siteler diktiğimiz o kadim dere yatakları, gökyüzü her öfkelendiğinde bize tek bir gerçeği fısıldar: Doğa, kendine ait olanı eninde sonunda geri alır. İnsanoğlu, kurduğu beton medeniyetin kibriyle doğaya hükmedebileceğini sandı; akarsuların yönünü değiştirmeyi, vadilerin nefesini kesmeyi bir başarı öyküsü gibi pazarladı. Oysa bu kibir, tabiatın milyarlarca yıllık hafızası karşısında sadece aciz bir yanılsamadır. Biz doğadan toprak çaldığımızı, onu parsellere bölüp sattığımızı düşünürken aslında kendi felaketimizin altyapısını hazırlıyorduk. Çünkü su yatağını unutmaz; insan unutturmak istese de o kendi yolunu bulur ve o yolun üzerindeki tüm yapay engelleri bir kâğıt gibi yırtıp atar.

Dünden Bugüne İstanbul’u Boğan İhmaller Zinciri ve Rant Kuşatması

İstanbul, asırlardır sularla imtihan edilen bir şehir. Osmanlı döneminde, 1563 yılında yaşanan büyük Halkalı Deresi taşkınında padişahların bile selden zor kurtulduğu, balıkların sokaklarda yüzdüğü kayıtlarda yer alır. Ancak o dönemlerde bu olaylar tabiatın bir cilvesi iken, modern İstanbul’da yaşananlar tamamen insan eliyle büyütülmüş birer cinayettir. Cumhuriyetin erken dönemlerinde, 20. yüzyılın ortalarında İstanbul için hazırlanan Henri Prost Planı gibi kadim imar stratejilerinde, dere yatakları ve vadiler şehrin nefes alması için yeşil kuşak, rüzgâr ve su koridoru olarak bırakılmıştı. Ne yazık ki bu bilimsel raporlar, kontrolsüz bir göç dalgası ve doymak bilmeyen rant hırsıyla zaman içinde delik deşik edildi. Tarih boyunca bu şehrin can damarları olan Alibeyköy ve Kağıthane dereleri de bu planlama katliamının kurbanı oldu. Geçmişte bu havzalarda inşa edilen gecekondularla başlayan süreç; zamanla devasa sanayi tesislerine, fabrikalara ve nihayetinde lüks konut projlerine evrildi. Her iki bölgede de dere yataklarının daraltılması ve suyun doğal akış alanlarının betonla doldurulması, neredeyse her şiddetli yağmurda evlerin ve iş yerlerinin çamurlu sular altında kalmasına yol açtı. Yetmişli ve seksenli........

© Turktime