İnsanın insana emanet edildiği saha
Eskiler sabah namazı sonrası şafağın serinliğinde, çarşıda dükkânların kapısını anahtarın yanı sıra "Bismillah" diyerek halis niyetle açarlardı. Şimdilerde ticaret denilince akla sadece rakamlar, kâr marjları ve soğuk hesap kitaplar geliyor.
Oysa ticaret, rakamların eşyayı kovaladığı bir koşturmaca değildir. Bu meydanın yıkılmaz iki ana direği vardır: Biri kalpleri mutmain eden güven, diğeri ise rızkın ruhu olan helal kazanç. Bugün ticaretin dili maalesef ruhunu kaybediyor. İnsanlar birbirinin yüzüne bakmadan, gözünün içine değmeden alışveriş yapıyor. Sözün yerini upuzun sözleşmeler, el sıkışmanın yerini soğuk ekranlar aldı. Elbet devir değişti, teknoloji kapımızı çaldı ama bu değişim beraberinde büyük bir “mesafeyi” de getirdi.
Bizim medeniyetimizde ticaret, insanın insana emanet edildiği bir sahaydı. Eskiden bir esnaf dükkânını açtığında sadece kendi kesesini değil, mahallenin huzurunu da tartardı. Komşusu siftah etmediğinde, gelen müşteriyi yan dükkâna gönderecek kadar yüksek bir gönül mimarisine sahipti. İşte o mimarinin harcı güvendi. Güvenin bittiği yerde alışveriş, bir “şüphe yönetimine” dönüşür. Oysa bir Müslümanın en büyük sermayesi, kasasındaki parası değil, sarsılmaz itibarıdır.
Bereket rakamda değil, saflıktadır. Helal kazanç dediğimiz mesele, sadece bir fıkıh terimi değildir; o bir hayat nizamıdır. Kazancın "ne........
