"Aman Çeleb’im korkuttun beni! Neler oluyor sana?"
"Dünyamız, birdenbire altüst oldu! Aman yâ Rabbî! Ne günahlar işlemiştik? Daha dün, birkaç gün öncesine kadar hayat ne tatlıydı..."
Ter, kan içindeyken, hışımla Doğan Bey içeri girdi. Bir darbeyle Hurufi’yi duvara yapıştırdı. Zelzele olmuş gibi her taraf sallandı. Korkunç bir gürültü koptu. Sanki tufan olmuş, dağlar yıkılmıştı. Süleyman Çelebi, haykırmak istedi. Nafile. Nefes bile alamıyordu. Gözlerini kapamak istedi. O da mümkün değildi. Doğan’ın gözleri hırsından ateşten bir mercan gibi kıpkırmızı parlıyor, avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çelebi de aynı şiddette tekrarladı.
‘Alçaklaaarr! Bu memleketi sahipsiz mi sandınız?’
Ses üzerine yorganı fırlattı!.. Matlube Hanım da korkmuştu.
- Aman Çeleb’im korkuttun beni! Neler oluyor sana? Lütfen aklını başına topla! Kendini de mahvettin, beni de!
- Sorma Sultan’ım! Acayip kâbus gördüm!
Derken hâlâ zangır zangır titriyordu.
“Heyhat! Artık şirin Bursa’mızda ne huzur dolu, bitmez, tükenmez sohbet geceleri kaldı, ne de evimizin süsü, gönlümüzün dermanı,........
