Yahudilerin Türkçülük serüveni
Alexander İsrael Helphand, Rus Yahûdîsi olup makâlelerinde takma ad olarak "Parvus" lakâbını kullanmıştır. Parvus 1910-1915 yıllarında Türkiye’deydi ve İttihâdcılarla temâs kurdu. Türk aydınları onu “Türkçü” fikirleriyle tanıdı. Bu şekilde Yahûdîlerin "Türkçülük" serüveni de başlamış oldu!
Böyle bir illeti vardır insanın // Bakarsın âşık olur cellâdına // Sonra hakka karşı çıkar inâdına // Düşmanını bakarsın ma’bûd yapar // Sonra döner ona ilâh diye tapar // Biz târihimizi beş bin yıllık biliriz // O hayır yüz yıllık der biz güleriz // / Çeşmeler mezar taşları yerlerde sürünüyor // Okuyan bile yok bizlere yabancı görünüyor// Kaç milletin böyle târihi vardı // Bir zamanlar dünyâ bizlere dardı // Dalgalanırdı sancağımız üç kıt’a toprağında // Tevhîd yazardı dağda, taşta, yaprağında // Selâm ahid, tebessüm senetti ümmete // Öyle bir millet ki hepsi âşık cennete // Ey Türk oğlu yüz sür dedenin izine // Sonra bakamazsın torunun yüzüne // // Rabb’im, dalgalansın yine sancağımız // Gölge olsun bize ay yıldızlı bayrağımız// İslâm çağını yine bu millet açacak // Tevhîd bayrağı altında cihâda koşacak //
Bu şiirimize nostalji diyeceksiniz. Ben ise “Bunlar aynıyle vâkı’di” diyeceğim. Nasıl kaybettik o destânî günleri? “Zamânın gereği idi, olması gerekenler oldu” derseniz, “Hâlâ sınırlarını yaşayan devletler var” cevabını veririm. Nasıl yıkıldı bu koskoca devlet? Kimler müdâhil oldu harîm-i ismetimize? Önce Türkçüyüz, Turancıyız dediler; baktık ki çoğu ne Türk ne de Müslüman... Nereden çıktı bu bâzen aktör bâzen figüran ajanlar? Nasıl milletimizi kandırdılar. Kim tanıttı bize bunları. Kim soktu içimize bu ayrılık tohumlarını? Kuklalar kim, kuklacılar kimdi?
1402’de Ankara Savaşı’yla büyük bir sarsıntı geçiren Fetret Devri Osmanlısında bile devlet belli, baş belli, ayak belliydi. Eğer öyle olmasaydı Sultan I. Mehmed bu devleti ayakta tutamazdı. Devlet yıkılmadı; çünkü sistem değişmedi. Yüzyıllar sonra sistem ve gelenek bozuldu. Devlet erkânı prangalandı. Önce bir triumvirlik sonra bir quarted hem çaldı hem oynadı.
Bir toy, erkân-ı harb reisi oldu, bir postacı paşa, sonra Kuleli ve Harbiye’den me’zun olan Cemal Paşa Bahriye Nâzırı oldu. Karacı bir denizcilik bakanı! Garâbet diz boyu...
İRÂDE-İ İLÂHİYE LÜTUFLARI
Bâzen ilâhî irâde bizi öyle şaşırtır ki! Bu esrârı anlamak mümkün değildir.
Kerbelâ Olayı’nda Hazreti Hüseyin ve etrafındakiler şehîd edilirken hasta olduğu için bu kıtalden Zeynelâbidîn hazretleri sağ kurtuluyor. Böylece de Hazreti Hüseyin soyu kesilmiyor.
1808’de Osmanlıda garip bir olay tecellî ediyor. İsyancı Yeniçeriler Sultan III. Selîm’i şehîd edip Harem’i basıyor. Hedeflerinde sonradan Sultan II. Mahmûd olarak tahta çıkacak olan Mahmûd var. İki Harem Ağası kılıçlarını çekip ölümü göze almışken bir kalfa kadın şaşırtan bir olaya imzâ atıyor. Kaynar suya bolca kül karıştırıp âsîlerin yüzüne fırlatıyor. Gözleri yanan âsîler feryâd ü figân ederken Mahmûd’u damdan kaçırıyorlar. Bu kadın Cevrî Kalfa’dır.
III. Selîm’in bir oğlu ufakken ölmüş ve başka oğlu yoktur. Mahmûd, Sultan I. Abdülhamîd’ın oğludur. Sultan III. Selîm ile sonradan II. Mahmûd olan bu şehzâde ikisi de I. Abdülhamîd’in oğullarıdır. 1826’da bu II. Mahmûd, “Vak’a-i Hayriye” denen olayla bu isyankâr Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırmıştır. Bu hadise Osmanlıya 100 yıl daha hayat vermiştir. Sonra II. Abdülhamîd Han 33 yıl daha bu devleti ayakta tuttuysa da "hasta adam"ı tekrar diriltememiştir.
Hırsız ve hâin içerİde ise kapı kilit tutmaz.
Osmanlı yıkılmadı, yıktırıldı. 620 yıllık ihtişâmlı ve 5000 yıllık devlet geleneği olan sistemini bozdular. Oğuz Kağan Töresi’ni çiğnediler. Kağan soyu Kayıları dağıttılar.
Tanzîmatla birlikte bir anda kim oldukları ve nereden geldikleri bilinmeyen nev-zuhûr kişiler ortalıkta cirit atmaya başladılar. Onların kimlikleri ve adları gerçek değildi. Evvelâ öncülerini sürdüler önümüze. Sonra adlarını ve soy adlarını değiştirip kripto bir güruh çıktı karşımıza. Bunlar Naum’u Naîm, İzak’ı İshak, Samuel’i Sâmî, Şalom’u Selâmî, Moiz’i Mûsâ olarak tanıttılar bize. Baktık ki karşımızda Müslüman adı taşıyan esnaf, tüccar, kuyumcu, matbaacı vs. mesleklerle aramıza karıştılar. Osmanlı döneminde bunlar hep kendi asıl adlarını kullanırlar ve problem olmazdı. Ama senaryo yeniden yazılmaya başladı. İşte bunların bâzıları da kendi adlarıyla boy gösterdiler.
Kimdir bu Parvus? Adını........
