Bilmediklerimiz veya bize bildirilmeyenler
“Bizim siyâsî târihimizin bir bölümünü tam olarak bilmiyoruz” demek tuhaf karşılanmamalı. Hassaten 1908’den sonrası sisli… Ne zaman bir muhâlif rüzgâr eser de bu sisler dağılır, hâlâ meçhul. Hâlbuki geçen asrın belâsı komünizm ihtilâli ile dünyâyla iletişimi kesilen Rusya ve Çin’de bile Stalin, Lenin ve Troçki’nin gizli kapaklı yönleri kalmadı.
Vefâ çok önemli bir duygu… İki arkadaş birbirlerine vefâ duygusuyla bağlanır. Ticâret ortakları birbirlerine vefâ çizgisinde güvenir. Yüce kitâbımızda da “ahde vefâ” tavsiye ediliyor. Hâsılı vefâ o kadar önemlidir ki, ne söylense azdır. Siyâsette de mi? Ona ayrı bir bölüm açmak lâzım.
“Bizim siyâsî târihimizin bir bölümünü tam olarak bilmiyoruz” demek tuhaf karşılanmamalı. Hassaten 1908’den sonrası sisli… Ne zaman bir muhâlif rüzgâr eser de bu sisler dağılır, hâlâ meçhul.
Geçen asrın belâsı komünizm ihtilâli ile dünyâyla iletişimi kesilen Rusya ve Çin’de bile Stalin, Lenin ve Troçki’nin gizli kapaklı yönleri kalmadı. Hâlen komünist rejim altındaki Çin’de bile neredeyse Çan Kay Şek ile Mao arasında referandum yapılacak.
En çözülmez düğüm gibi görünen Kamboçya’da Pol Pot târihe gömüldü. Nguyen Van Thieu Vietnam’ın ABD istilâsına karşı direndi. Bugün yok. Daha kimler kimler…
Hâlâ direnen bir Kuzey Kore ve sulandırılmış rejimiyle Küba kaldı. Onların da sonu mutlak gelecektir.
Bu arada demokratik gibi görünen en zâlim seçilmiş diktatörlük rejimiyle yönetilen İsrâil’i de sayalım.
Kısacası târih denen değirmen nicelerini sildi süpürdü.
Selçuklu ve Osmanlı târihi didik didik edilmiş, gerek yerli gerekse oryantalist yazarlar tarafından övgü ve yergi bir arada gösterilmiştir.
Osmanlıda vak’anüvisler ve târih yazarları âdetâ hatâ-savab cetveli çıkarmışlardır. Sadrıa’zamlar, vezirler, komutanlar hatâlarını bunların kaleminden veyâ bizzat bunların ağızlarından dinlemişlerdir. Şeyhulislâmlar pâdişâhı dahi uyarmışlardır.
KLAUDE FARRÉRE DİYE BİRİ
O zamanki Türk Ocakları Reisi Hamdullah Subhî Bey’le üniversite ziyâreti dolayısıyla yapılan bir toplantıda Farrére (1876-1954) şöyle demişti: “Batı’dan bâzı şeyler alırken en kazançlı sizsiniz. Çünkü onların netîcelerini görmüş olarak alıyorsunuz. Garb dünyâsı ise bunların çoğunu nesiller sürmüş didinmeler sonucunda elde etmiş, menfî sonuçlar vermiş olanları da terk etmiştir. Aman dikkat ediniz, çünkü özü millî ve yerli olmayan alışlar mevcûdu perîşân etmekle kalmaz, asıl olanı da harâb eder.” (Cemal Kutay, Bilinmeyen Târihimiz, s.201, 1974 İstanbul.)
Klaude Farrére Fransız yazarı… Burada iki nokta önemli: Farrére bizim Batılı olmamıza elbette müsbet bakacaktır. Bu onların medeniyetine yaklaşmamız demek… Tabîî en az 3 bin yıllık târihimizden de ve 921’de kabûl edip müşerref olduğumuz dîn-i mübîn-i İslâm’dan da uzaklaşmamız anlamına geliyor. Zâten amaç da bizi Batı’nın bir parçası hâline getirmekti. Bu süre o kadar hızlı ilerledi ki Türkçü-Milliyetçi olarak geçinen (ki hiç de öyle değillerdi) İttihâd ve Terakkî Cem’iyyeti’nin kadroları tarafından hızlandırıldı. Sonraki gelişen idârî şekillenmelerde Hristiyan olmamızı ve İslâmiyetle geri kalacağımızı söyleyen devlet adamları çıktı. Eski başbakanlardan Rüştü Saraçoğlu “Din zehirdir, Türkiye’deki dîni tamamen atabilmek için bize 30 sene daha lâzım” demişti. Bu söz Recep Peker’e de atfedilmiştir. Her ne kadar bu yalanlansa da o zamanki rejimin sisteminden kaynaklanan bir ifâde olduğu da kesindir.
Midhat Paşa da Tuna Vâliliği sırasında (1864) bir gün aşka gelip “Bayrakta hilâl yanına Haç da olsa ne çıkar” der. (Bkz. Cemal Kutay, Sohbetler)
Ayrıca o zamanki bayrak da bugünkü gibiydi.
Uğur Mumcu’nun neyi kastederek söylediği belli olmasa da son tespîti manzaranın acı resmidir. Bütün hukuk sistemini Batı’dan alan Türk milletinin İslâm’la olan münâsebeti sâdece öldükten sonra bu din üzerine gömülmesidir. Ne fark eder, mâzisi gömülmüş Türk’ü de mâzisinin yanına gömelim…
Farrére’den bâzı gerçekleri de atlamayalım: Batı, Orta Çağ hattâ skolastik felsefe ve kilise güdümünde yıllarca zindan karanlığı yaşamıştır. Onlar lâik ve Protestan geçmişe çok çaba sarf ederek geldiler. Bizi Batılı olmakla zafer kazanmış gibi gösteren Farrére “Siz kazançlısınız” diyor. 1930’larda kabuk olarak Batılı gibi göründük. Ama Farrére’in uyarısına dikkat! Ne diyor bu yazar? “Batılı geldiği noktada yanlış olan noktaları terk etti.” Bize ise neyin doğru neyin yanlış olduğunu düşünmemize bile fırsat vermediler. Sonra da bu yazardan tokat gibi bir uyarı: “Aman dikkat ediniz. Çünkü özü millî ve yerli olmayan alışlar mevcûdu perîşân........
