menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Niyetim ve himmetim İstanbul üzerinedir!

33 0
29.05.2026

İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümündeyiz. Arif Nihat Asya’nın:

Elde sensin dilde sen gönüldesin baştasın

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın

Dizesiyle nasıl bir gençlik beklediğimizi dile getirdiği şiirine en muhtaç olduğumuz dönemdeyiz.

Elbette bunun en büyük sebeplerinden biri gençliğimiz üzerinde cumhuriyet tarihi boyunca oynanan büyük oyunlardır. Önceleri dinsizlik propagandaları sonrasında sağ sol çatışmaları ve akabinde FETÖ-vari belalar gençlerimize her devirde ayrı bir darbe indirdi.

Elbette eğitim sistemimizdeki çarpıklıklarda bunun tuzu biberi oldu.

“Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” dedik ise de Fatihleri, Yavuzları, Alparslanları Selahaddin Eyyubileri, Barbarosları gençlerimize öğretemedik.

Son dönemdeki tarihî filmler ile de tarihimizi reytinge, paraya kurban ettik. Gayesi para olan adamın değeri kâğıt parçası kadar olur. Verdiği mesajlar da akşamdan sabaha ulaşamaz.

Oysa Fatih Sultan Mehmed dizisi ile gençlerimize aşk, iman, heyecan, gayret, vatan millet sevgisi, ilim hevesi, hoca kıymeti hülasa her türlü maddi manevi değeri verebilirdik. En kötü senaryolar ile bu fırsatı da bozuk para gibi harcadık.

Yapılan yapıcı tenkitlere ise sırtlarını döndüler. Diziyi sosyal mecralarda köpürtebilmek için paralı troller tuttular. Sadece günü kurtardılar. Yaptığım bir kısım tenkitlere bırakın cevap vermeyi bir Fatih dizisinde Çandarlı Paşa’ya bana hakaret ettirecek kadar zelil duruma düştüler.

Oysa görmek isteyen Fatih’in hayatında verilecek öyle mesajlar vardı ki... Bakın İstanbul fethine karar verilmesi sırasında yüce padişahın verdiği şu anlamlı mesajlara dikkat kesilelim.

Sultan II. Mehmed Edirne’de İstanbul kuşatması hazırlıkları ile meşgul iken devlet erkânı ile ulema ve komutanların fikirlerini öğrenmek için onları toplantıya çağırmıştı. Toplantının mahiyetini kimse bilmiyordu. Toplantıya gelenler ağırlanmış, yedirilip içirildikten sonra dualar edilmişti. Nihayet genç padişah mecliste olanlara şöyle hitap etmişti:

“Uzun bir süredir hatırımda bir düşünce vardır, onu sizinle müşavere etmek isterim. Zira insanlar fikir, anlayış ve zekâ bakımından ne derecede ileride olurlarsa olsunlar bu meziyetler, kendilerini başkalarıyla müşavere etmekten geri bırakmamalıdır. Hazreti Peygamber efendimiz dahi bundan müstağni kalmamış ve böyle yapılmasını emir buyurmuşlardır. Bu itibarla ortaya atacağım mesele hakkında herkes fikirlerini açıkça ifade etmelidir”.

Padişahın istişareye verdiği önem çok açık bir şekilde ortaya çıkıyordu. Padişah sözüne devamla şöyle konuştu:

“Dünya devleti müebbet olmaz ve bu cihan-ı fanide kimse devamlı kalmaz. Kişinin yaratılmasındaki maksat bir olan Allah’ı tanımak ve yaşandığı müddetçe O’nun dergâhına yaklaşmağa çalışmaktır. En faziletli insan küfür ve dalalet içinde bulunanlara karşı savaşandır. Bakınız Kostantiniyye beldesi ki bağ-ı İrem ondan bir köşedir. İsmi ve resmi ile illerde meşhur ve dillerde mezkûrdur. Lâyık mıdır ki, onun gibi bir menzil-i şerif ve makam-ı latif benim saltanat-ı zamanımda eyyam-ı devletimde küfür ocağı ve bağiler yatağı ve dağîler durağı olsun. Niyetim ve himmetim onun üzerine çevrilmiştir”.

Böylece o, dünyaya geliş gayesini unutmuyor ve hep o yolda........

© Türkiye