Ekonominin sessiz kaybı: Batmadan kapanan şirketler
Bugün faaliyetini durduran bazı şirket sahiplerinden aynı cümleyi duyuyorum:
“Ticarette ve üretimde tuttuğum sermayeyi faize koysam, hiçbir şey yapmadan daha fazla kazanıyorum.”
İlk bakışta (sadece dünyevi olarak düşünürsek) matematiksel olarak haklı gibi görünüyorlar.
Bir tarafta personel, kira, enerji, vergi, tahsilat, stok, kur, müşteri ve gece gündüz bitmeyen sorumluluklar var. Diğer tarafta parayı bankaya koyup ay sonunda hesabına yatacak rakamı beklemek…
Üstelik bugün bazı sektörlerde şirketin bütün yıl çalışarak elde edemediği kârı mevduat faizi daha az riskle vadedebiliyor. Böyle bir tabloda sanayiciye veya tüccara “Neden üretmiyorsun?” diye kızmak kolaydır. Asıl sorulması gereken, üretimin ve ticaretin neden parayı bekletmekten daha anlamsız hâle geldiğidir.
Fakat burada çok tehlikeli bir yanılgı var.
Faiz geliri bugünün şartlarına aittir. Üstelik inancımıza göre de haram kılınmıştır. Parayı, ticareti bereketsizleştirir. Helali haram eder. Şirket ise kırk yılda kurulmuş bir gelecek imkânıdır.
Bugünkü yüksek getiri yarın faizler düştüğünde ortadan kalkabilir. Enflasyon, kur veya yeni ekonomik şartlar o paranın satın alma gücünü aşındırabilir. Şirket sahibi bir süre gerçekten “yattığı yerden” kazanabilir; fakat yıllarını verdiği markasını, müşteri çevresini, çalışanlarını, distribütörlüğünü, üretim kabiliyetini ve piyasadaki yerini aynı anda kaybeder.
Ben meselenin bereket tarafına daha çok önem veriyorum.
Üretimde yalnızca para kazanmazsınız. İnsanlara iş verirsiniz, tedarikçinize kazandırırsınız, bir çırağın usta olmasını sağlarsınız, vergi öder ve memleketin iktisadi çarkını döndürürsünüz. Para elden ele geçer, sofralara ulaşır.
Faizde görünen rakam yüksek olabilir; fakat üretimin,........
