Kanunsuzun kanunu: Ben yaptım oldu!
Filistin’de Romalıların hüküm sürdüğü yıllarda, Yahudiler isyana kalkar (Kitos, Bar Kobha savaşları) ancak yenilir ve dağılırlar.
Bunlardan Avrupa’ya yerleşenler Aşkenaz adıyla anılır, Yidiş dili konuşurlar. Zengindirler, kendilerini özel sanırlar. Rusya, Ukrayna, Belarus, Estonya, Letonya, Litvanya, Moldova, Polonya, Slovakya’da diaspora kasabaları kurar, günümüzde İsrail, ABD, İngiltere ve Fransa’da yaşarlar.
Zikrolunan sürgünde İberya’yı mekân tutanlar ise Sefarad diye tanınır. 1492’de İspanya’dan da kovulurlar. Bir kısmı Portekiz’e kaçar, ancak Kral I. Manuel onları Hristiyan olmaya zorlar. Avrupa zulme sessiz kalırken II. Bayezid Han gemileri yollar, İzmir ve Selanik’e yerleştirir, Osmanlı vatandaşı yapar. Netanyahu bunları iyi bilir, teşekküre yanaşmaz o başka.
Seferadlar Judeo-Español veya Ladino denen Kastilya lehçesi ile konuşurlar. Aşkenazlar’a sunulan imkânlardan mahrumdurlar. Olar da ayrı baş çeker ŞAS Partisi altında toplanırlar.
Orta Doğu, Kuzey Afrika, Asya ve Kafkasya’ya dağılan Yahudilere ise Mizrahi (doğulu) derler. Yaşlıları Arapça, Gürcüce, Dzhidi konuşur kendilerini Maşrikiyyun Mağrabiyyun diye tanıtırlar. İsrail’de ağırlıkları yoktur, üçüncü sınıf vatandaştırlar.
Habeşistan’dan gelen Falaşalar ise ırkçılara yaranamaz, umduklarını bulamazlar; elde var hüsran.
Efendim burası eskiden bizimdi...
“Yaa iyi o zaman size verelim” demiyorlar. Öyle olsa bütün Güney Amerika’nın Maya, Aztek ve İnkalara, Kuzey Amerika’nın Siyu, Komançi ve Apaçilere teslim edilmesi lazım.
Cihan Harbi sonrası siyonistler İngiliz desteği ile Filistinlilerin yurduna çöker, kan döke döke yayılırlar. Bu yüzden içleri rahat değildir, bir gün hesaba çekilme korkusu yaşarlar. Kuruldukları günden itibaren (1948) nükleer silah peşinde koşarlar. Nitekim 1973 Arap-İsrail savaşında Golda Meir nükleer başlık taşıyan F-4 Phantom’ları hazır tutar.
Bir yandan Negev Çölü’nde uranyum arar, diğer yandan mühendisleri Enrico Fermi’nin yanına yollarlar. Bu işe o kadar ehemmiyet verirler ki Einstein’ı devlet başkanı yapmaya kalkarlar hatta. Nasır devrinde Süveyş Kanalı devletleştirilir (1956), Fransa ve İngiltere’nin elinden çıkar. Britanya Başbakanı Anthony Eden şeytani bir tezgâh planlar.
Şöyle: İsrail Sina’ya girip katliam yapacak, çatışma çıkaracak, İngiltere ve Fransa güya barış gücü olarak postu serecek, kanala konacaktırlar. Siyonistlerin kayıp vermesi muhtemeldir, karşılığında bir reaktör isterler Fransa’dan.
ABD ve Rusya sert çıkınca Süveyş hevesi işgalcilerin boğazına kaçar. Ancak Paris, Araplara olan hıncından siyonistlere Dimona Nükleer Tesisini kurar, başına da ünlü kimyacı Ernst David Bergmann’ı koyar. Düşünebiliyor musunuz; finans tarafını ise Almanya karşılar. Siyonistler şaibeli yollardan plütonyum temin eder, nükleer güç olurlar. Kapısında tekstil fabrikası yazmaktadır oysa.
İsrail Nükleer Silahsızlanma Antlaşması’na imza koymaz, beynelmilel kaidelere uymaz, envanterini açıklamaz.
Fransa Başkanı de Gaulle, İsrail’le iş birliğini bitirmekten yanadır. Nükleer faaliyetlerin denetime açılmasını, enerjinin meşru yollarda kullanılmasını ister ısrarla. Tamam der su yürütürler, saman........
