menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Parçalanma projelerine karşı “Türk Aklı”

26 1
17.01.2026

Doç. Dr. Telman Nusretoğlu, Türk İslam Araştırmaları Merkezi Başkanı

İran için en rasyonel stratejik açılım, Türkiye-Azerbaycan merkezli bir bölgesel denge arayışı, iç demografik durumuna da uygun bir Türk dünyası yakınlaşması ve dönüşüm süreci olabilir. Tahran, iş birliğini öncelemek, mezhepçi refleksleri terk etmek ve böylece bölgesel yalnızlıktan kurtulmak zorundadır.

Orta Doğu bugün bir defa daha cetvellerle değil, kimliklerin düşmanlaştırılması üzerinden oluşturulan fay hatlarıyla bölünmek isteniyor. Haritalar bugün de Sykes-Picot günlerindeki gibi masa başında çizilmek isteniyor, coğrafyamızın tarih boyu gür akan dağ çayları doğal mecrasından koparılıp suni barajlarla başka yönlere çevrilmeye çalışılıyor. Bu defa daha acımasız, sokaklarda, etnik faylarda, mezhep çatlaklarında kanla ve kaosla şekillendiriliyor.

Bu parçalama siyasetinin arkasındaki en istikrarlı irade ise açıktır: İsrail’in “Arz-ı Mevud” hayali… Büyük İsrail projesi, güçlü ve bütünlüklü devletlerle değil, zayıflatılmış, birbirine düşman edilmiş, parçalı yapılarla mümkün olabilir. Bu sebeple YPG, PKK, PJAK, DEAŞ gibi terör aparatları yalnızca silahlı örgütler değil, bir jeopolitik mühendisliğin taşeronları olarak görülmelidir. Emin olun bu örgütler ne Kürtlerin özgürlüğü için vardır ne bölge halklarının refahı ne de İslam dünyasının selameti için... Onlar, İsrail merkezli güvenlik mimarisinin ileri karakollarıdır. Gaye, Türkiye’yi güneyinden kuşatmak, İran’ı içeriden çökertmek, Irak ve Suriye’yi kalıcı şekilde işlevsiz hâle getirmektir. Parçalanmış bir coğrafyada sınırlar değil, müstemleke projeleri, vesayetler konuşur. Ve vesayet, emperyal çıkarlar, sömürü düzeni varsa, halk yoktur, irade yoktur, gelecek yoktur.

Tam da bu noktada Türkiye’nin dimdik ayakta duruşu, sadece kendi bekası açısından değil, bütün bölge halkları adına tarihî bir anlam taşımaktadır. Türkiye bugün yalnızca bir devlet değil, bir denge unsuru, bir sabitlik eksenidir. Azerbaycan’ın Karabağ’da sergilediği muhteşem zafer, Türk dünyasının bölgesel ve global denklemler açısından artık savunmada değil, masada ve sahada olduğunu göstermiştir. Türk dünyasının güç projesi bu sebeple bir etnik tahakküm hayali değil, tam tersine, emperyal parçalama siyasetlerine karşı koruyucu bir şemsiyedir. Kürtler de bu şemsiyenin tabii parçasıdır. Çünkü cephelerde şekillenen bin yıllık bir Türk-Kürt kardeşliği, kader birliği var. Kürtleri İsrail’in, ABD’nin veya başka global aktörlerin taşeronu hâline getiren süreçler, onlara devlet değil, sadece bitmeyen savaşlar ve yıkım getirecektir. Bu açıdan iki asırdır emperyalizmin Türk varlığına karşı kullandığı Ermeni millî harekâtının geldiği nokta, şimdi Ermenistan’ın kimliğini korumak için Türkiye ve Azerbaycan’la normalleşmeye mahkûm oluşu akıl ve vicdan sahipleri için önemli dersler içermektedir. Türk devlet geleneği, tarih boyunca farklı halkları yok ederek değil, bir arada yaşatmayı başararak güçlenmiştir.

Güç olmadan adalet olmaz. Büyük bir siyasi-askerî irade olmadan halklar korunamaz. Bugün ABD, Rusya, Çin ve İsrail bölgede istediklerini yapabiliyorsa, bunun sebebi bölgenin tarihî akışına uygun olarak kendi merkezî gücünü üretememiş olmasıdır. Parçalı yapılar, dış müdahaleye davetiye çıkarır. Birlik ise caydırıcılıktır.

İran meselesi işte tam da bu kontekste kritik bir eşiktedir. İran’da otorite çökerse, ortaya çıkacak boşluk ne demokrasiyle ne refahla dolar; kaos ve gözyaşı kaçınılmaz olur. Bu sebeple İran’ın korunması, aslında bölgenin korunmasıdır. Ancak bu koruma, eski ideolojik kalıplarla değil,........

© Türkiye