"Müslüman, alınca değil, verince sevinir”
Evliyânın büyüklerinden Fudayl bin İyâd hazretleri, 187 (m. 803) yılında Mekke’de vefât etti.
Bu zât, gençliğinde yaptığı günahlarına tövbe etmişti. Bir gün Sultân'ın adamlarını gördü yolda.
"Beni Sultân'a götürün ki, suçumun cezâsını versin!" diye yalvardı.
Birlikte gidip, isteğini Sultân'a bildirdiler.
"Evine götürün, istirahat etsin!" diye emretti.
Saygıyla alıp götürdüler.
Evine geldiğinde hâlâ ağlıyordu!
"Hayrola bey, ne oldu, niçin ağlıyorsun, yoksa dövdüler mi seni görevliler?"
"Peki, niye ağlıyorsun?"
"Sultân cezâmı vermedi. Onun için ağlıyorum" buyurdu.
Bu zât bir sohbetinde;
“Kardeşlerim! Müslüman; almayı değil, vermeyi düşünür. Onu kârlı bilir. Alınca değil, verince sevinir”
“Böyle olan kimse, eceli geldiğinde rûhunu da kolay verir. Rûhu, tereyağından kıl çeker gibi çıkar da haberi bile olmaz.”
Abdüllatif Uyan'ın önceki yazıları...
