SELE KAPILANLAR VE AKLIMA TAKILANLAR!..
Son yıllarda, iklim değişikliği ve yanlış yapılaşma gibi etmenlerin de etkisiyle sık görüyoruz: aşırı yağışların oluşturduğu seller, köprüleri, yolları, evleri, hatta barajları vs. yıkıyor; önüne çıkan her şeyi sürükleyerek alıp götürüyor!..
Destekledikleri sivil toplum örgütleri, reklam vd. yollarla güdümleri altına aldıkları medya, tasarımladıkları (dizayn etikleri) partiler, etki ajanları vs. aracılığıyla, algı operasyonları oluşturabilen emperyalist güç odakları da istedikleri zaman, benzer şekilde, kitleleri seller gibi önüne katıp sürükleyerek istedikleri yere götürebilmekte, istedikleri kişileri parlatıp öne çıkarabilmekte ve toplumları yönlendirip yönetebilmektedirler…
“Ölünün ardından kötü konuşulmaz” sözü, toplumumuzda töre olmuş!..
Ama bunun yanlışlığı da anlaşılmış olmalı ki “kör ölür, badem gözlü olur” atasözü ortaya çıkmış!..
O halde, özellikle görevleri, yaşamları, konumları nedeniyle sürekli halkın önünde olan/ medyatik denilen, topluma mal olmuş kişiler, yaşarken olduğu kadar öldüklerinde de eleştirilmelidir. Eğer eleştirilmezlerse topluma, özellikle gençlere, kötü örnek/ rol modeli olurlar.
Sonuçta, badem gözlü sanıp körlerin peşine takılanlar, kavalcının peşine takılan fareli köyün farelerinin akıbetine uğrarlar!..
Sırrı Süreyya Önder’in ölümü ve cenazesi böyle bir sel etkisi yaratmış ve kitleler tören alanına, camiye, mezarlığa akmış, medyada günlerce konuşulmuştu…
Cumhuriyeti yıkmak isteyen, bebek katili Terörist Başına “babam” diyen bu adamın cenazesinin oluşturduğu övgü seline, Cumhuriyeti kuran partinin, başta genel başkanı olmak üzere tüm üst düzey yöneticileri bile kapılmışlardı!..
O zaman söylemlerini/ eylemlerini eleştirenlere, sele kapılmış insanlar çok kızmış ve eleştirenlere küfretmişlerdi…
“Sırrı Süreyya PKK’lıymış” ama, “çok hoşsohbet ve esprili” bir insanmış. “Herkesle diyalog kurabiliyormuş” vs…
Beyinler öyle kontrol altına alınmıştı ki sağlıklı/ mantıklı/ rasyonel düşünmeleri olası değildi!..
İlber Ortaylı’nın ölümü ve cenazesi daha da büyük bir övgü seli yarattı…
Yandaş ya da muhalif, tüm televizyon kanallarının yanında, sosyal medyada da övgü yarışı başladı…
Yaşamında tek bir kitabını, hatta yazısını okumamış, tarihten de habersiz olduğu belli olan insanlar bile, “tarihi ondan öğrendiklerini” söylüyorlardı!..
Böyle zamanlarda marifet, Kipling‘in “Eğer” şiirini anımsayıp, sele kapılmadan, kalabalığa uymadan, sağduyunu koruyarak, eleştirel akılla düşünüp/ araştırıp, sorgulayarak oluşturduğun kendi fikrini söyleyebilmektir!..
Bununla birlikte, kalabalıklar bir anda aynı cümleleri kurmaya başladığında, bazen en dürüst şey kendi düşünceni koruyarak susmak; selin bitmesini, selden çıkan insanların akıllarını kurutmalarını ve kendilerine gelmelerini/ sağduyularını kazanmalarını beklemektir!..
Aradan bir hafta geçti. Ramazan da bitti. Beyinlere giden kan şekeri de normale dönmüş olduğuna göre, “artık insanların sağduyu ile düşünebileceklerini varsayarak, biz de fikrimizi söyleyebiliriz” diye düşündüm ve İlber Ortaylı hakkında yazmaya karar verdim…
Kusur........
