İLBER HOCA’NIN ARDINDAN
Bazı insanlar şanslıdır.
Yaşadıkları çağın takvimi onlara küçük bir ayrıcalık bahşeder.
Tarihin sayfalarına adını yazdırmış büyük insanlarla aynı zamanı paylaşırlar.
Onlarla hiç tanışmamış olsanız bile…
Hiç aynı masaya oturmamış,
aynı sohbetin içinde bulunmamış olsanız bile…
Aynı gökyüzünün altında yaşamış olmak,
aynı şehrin sokaklarından geçmiş olmak,
aynı kitapçıların vitrinlerine bakmış olma ihtimali bile
insana tuhaf bir ayrıcalık duygusu yaşatır.
Sanki görünmez bir bağ kurulur arada.
Aynı zamanın insanı olmanın sessiz bir akrabalığı gibi…
Leonardo da Vinci’nin yaşadığı bir dünyada nefes almak…
Bir atölyenin loş ışığında
onun çizgilerinin yavaş yavaş bir mucizeye dönüştüğünü bilmek…
Michelangelo’nun bir mermer parçasından insan ruhunu çıkardığı günlere tanıklık etmek…
Mimar Sinan’ın kubbeleri göğe doğru yükselirken
bir şehrin siluetinin nasıl değiştiğini görmek…
Galileo’nun teleskobunu gökyüzüne çevirdiği o anlarda
insanlığın evrene bakışının değiştiği bir çağda yaşamak…
İşte tam da böyle bir şanstı bizimkisi.
Hayatınız boyunca defalarca duyarsınız.
Ama çoğu zaman üzerinde fazla durmazsınız.
Ta ki bir gün gerçekle yüzleşene kadar.
“Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir.”
İlber Hoca hakkında bugün çok şey yazılacak.
Onun bilgisi, hafızası, entelektüel birikimi, vatan sevgisi anlatılacak.
Ama belki de en çok hatırlayacağımız şey
o kendine has uyarısı olacak.
Sertti ama samimiydi.
Kırmak için değil, uyandırmak için söylerdi.
Ve şimdi düşünmeden edemiyor insan…
Artık bizim cahilliğimizi yüzümüze vuracak
ve bizi kendimize getirecek bir İlber Hoca yok.
Seninle aynı çağda yaşamak bizim nesil için büyük bir ayrıcalıktı sevgili hocam.
