Kimse Durdurmayınca İnsan Ne Kadar İleri Gider?
İnsanı durduran şey vicdanı mı, karşısında hâlâ bir insan bulunduğunu hatırlatan sınırlar mı?..
İnsanı durduran şey vicdanı mı, karşısında hâlâ bir insan bulunduğunu hatırlatan sınırlar mı?..
Masanın üzerinde bir gül vardı. Yanında bal, ekmek, üzüm ve tüy... Biraz ileride makas, jilet, neşter, tabanca ve tek bir kurşun. Toplam yetmiş iki nesne.
Masa, bir sanat galerisinden çok sessiz bir sorgu odasına aitti sanki. Bir ucunda insanın kendine anlattığı masumiyet hikâyesi, öteki ucunda yapabilecekleri duruyordu.
Yıl 1974’tü. Napoli’deki Studio Morra’da Marina Abramović, altı saat boyunca hareketsiz kalacağını bildirdi. İzleyiciler masadaki nesneleri onun üzerinde diledikleri gibi kullanabileceklerdi. Sanatçı, sonuçların bütün sorumluluğunu üstleniyordu.
Bu son cümle, izleyicilere yalnızca hareket özgürlüğü vermedi; yaptıklarının hesabını kendilerine sormama rahatlığı da sundu.
Başlangıçta birisi ona gül uzattı. Bir başkası tüyü teninde gezdirdi. İnsanlar nazikti; belki vicdanlarından, belki de henüz birbirlerini tarttıklarından... Abramović ne itiraz etti ne geri çekildi. İlk küçük ihlal karşılıksız kalınca odada söylenmeyen bir cümle dolaşmaya başladı: Demek ki yapılabiliyordu.
Bir topluluğun cezalandırmadığı, ayıplamadığı ve tekrar tekrar gördüğü davranış da kurala dönüşebilir. İlk kişi yalnızca sınırı aşmaz, arkasından gelenler için sınırın yerini değiştirir. İkinci kişinin geçeceği mesafe artık daha kısadır.
Kötülük çoğu zaman kapıyı kırarak girmez. Birisi kapıyı aralık bırakır, diğerleri açıklığı büyütür.
Bir süre sonra giysiler kesildi, deri çizildi, beden yaralandı. Gülün dikeni artık armağan taşımıyordu. Psikolojinin “ahlaki çözülme” dediği şey bu karanlık aralıkta çalışır. İnsan eylemini değil, eylemin adını değiştirir; sonucunu küçültür, sorumluluğu başkasına verir. “Bir insana zarar verdim” demez, “İzin verileni yaptım” der. Yara aynıdır; değişen, failin aynada kendisini görme biçimidir.
İnsan bazen vicdanını kaybetmez. Yalnızca vicdanının........
