menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakikatin Sessiz İnfazı (Bölüm 2)

6 0
22.07.2026

Yazımın 1. Bölümünü geçen hafta yazmıştım.

Fakat bu karanlık tablonun tek faili iktidarlar değildir.

Hakikatin sessiz infazı, yalnızca onu susturanların değil; susturulmasına alışanların da eseridir.

Bu yüzden sorumluluk yalnızca iktidarın omuzlarında değildir. Muhalefet de iktidar olma iddiasını taşıdığı ölçüde aynı ahlaki sınavın içindedir. Ne var ki çoğu zaman bu sınavı geçmek yerine, iktidarın açtığı oyunun kurallarını kabullenmeyi tercih eder.

İktidarın kötülüğü çoğu zaman örgütlüdür.

Muhalefetin yarattığı tahribat ise çoğu zaman cesaretsizlikten, vizyonsuzluktan ve günü kurtarma telaşından beslenir.

Diğeri umut üretemez.

Biri baskıyı kurumsallaştırır.

Diğeri onu aşacak dili kuramaz.

Sonuçta değişen yalnızca roller olur.

Hakikat ise her defasında biraz daha yalnızlaşır.

Sokrates yargılanırken bile Atina'yı terk etmeyi değil, onu daha iyi bir şehir hâline getirmeyi düşünüyordu. Çünkü onun mücadelesi kişilerle değil, düşünceyleydi. Bugünün siyasetinde ise kişiler büyüdükçe ilkeler küçülüyor; koltuklar sağlamlaştıkça vicdanın sesi kısılıyor.

Sokrates'in şu sözü, belki de bugünün siyasal hayatını en iyi özetleyen cümledir:

“Hiç kimse bilerek kötülük yapmaz.”

Gerçekten de çoğu kötülük, kendisini iyilik sanarak ortaya çıkar.

İktidar, ülkeyi koruduğunu düşünür.

Muhalefet, zamanı gelince düzelteceğine inanır.

Bürokrasi, görevini yaptığını söyler.

Medya, yalnızca işini yaptığını savunur.

Akademi, sessizliğini tarafsızlık diye açıklar.

Fakat tarih, niyetleri değil sonuçları kaydeder.

Hakikati savunmayan herkes, onu susturanların kurduğu düzenin görünmez ortağına dönüşür.

Bugün yaşadığımız trajedinin en acı tarafı da budur.

Artık hakikati öldürmek için........

© Tigris Haber