menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güzel İnsanları Lütfen Unutmayalım

3 0
25.10.2026

Geçtiğimiz günlerde Erganili bir dostumla telefonda yaptığımız sohbet sonrası bana bir arzumun olup olmadığını sordu, ben de, teşekkür edip iyi dileklerimi bildirdim. Ardından; “Abi, Şire üzümü çıkmış, sana bir sepet göndereyim mi” diye sordu.

Bu soru ve Şire üzümü gönderme söylemi nedense beni yıllar öncesine götürdü ve çok sevdiğim insanlardan biri olan Osman Bardakçı’yı hatırlattı.

Osman (Bardakçı) Abi, 18 yıl önce, bir Çermikli olarak sanki kaderiymişçesine İstanbul Çapa Hastanesi’nde, badana ve bağ bozumunda kullanılan ak topraktaki asbestin akciğer ve akciğer zarında yarattığı tahribat sonucu oluşan hastalıktan, yani bilinen ismiyle Çermik Hastalığı’ndan yatıyordu. Eşim Sevgi ile ziyaretine gittik. Osman Abi’nin eşi Ayşe’de oradaydı. Mevsim güz, aylardan Ekim’di. Tam Şire üzümünün olduğu zamandı. Odasına vardığımızda çok yorgun ve üzüntülü, ağır hasta olduğu her halinden belli oluyordu. Hâl hatır sorduktan sonra, iyi olmadığını söyledi. Biz moral vermeye çalıştık, ama o kesik kesik, duraklayarak bizlere hayatın akışını anlatmaya başladı. Mealen, bu dünyaya gelenin mutlaka bu dünyadan gideceğini, önemli olanın çok yaşamak değil sağlıklı ve anlamlı yaşamak olduğunu, bütün yolların Roma’ya değil, ölüme çıktığını anlattı. Yanında fazla kalıp kendisini yormak istemedik. Kalkmaya hazırlanırken eşim Sevgi; “Osman Abi, müsaadenle biz eve dönelim,” dedi. Ve ardından da; “Bir isteğin var mı?” diye sordu.

Osman Abi’nin gözlerinin içi güldü; “Sevgi, canım Şire üzümü istiyor,” dedi.

Hastanenden çıkınca hemen Ergani’ye kardeşim Şahin’e telefon açıp Osman abinin durumunu anlattım. Mutlaka bir sepet Şire üzümünün otobüs firmalarından biriyle gönderilmesini istedim. İki gün sonra üzüm geldi. Şire üzümünü alıp Osman Abi’nin yanına gittik. Eşim Sevgi bir salkım üzümü yıkayıp eline verdi. O, ancak 3-4 habbe ya yedi ya yemedi. İki gün sonra, 26 Ekim 2008 gününün gecesi vefat etti.

Osman Bardakçı ile anne tarafından akrabaydık. Ailece sıcak ilişkilerimiz vardı. Ama benim ilişkim biraz özel ve de çok farklıydı.

1960’lı yılların ortalarında, gençliğe ilk adım atış dönemimde Ergani’den kendi başıma Çermik’e gidip gelmeye başladığım zamanlar, bir gidişimde Osman Abi’den Fakir Baykurt'un Yılanların Öcü, Irazca’nın

Dirliği romanlarını alıp getirerek Ergani’de okumaya başladığımı hatırlıyorum. Osman Abi’den kitap alıp, okumalarım sonraları da devam etti. Ve böylece kitap okuma sevgisini edindim, kitapları sevdim, kitapların dünyasına girdim diyebilirim. Birçok kez de, Çermik’te Haburman Köprüsü’nün altında ya da Göze’de geceleri parlak yıldızların altında yeşil kurbağaların ve cırcır böceklerinin şarkıları eşliğinde Osman Abi’nin arkadaşlarıyla harefene (yerel, bölgesel dilde eğlenceli toplantı) yaparak sabaha kadar eğlenip, gelecek güzel günleri düşlediğimizi özlemle hatırlıyorum.

Hayat dolu bu güzel insanı, anısına hürmeten biraz anlatmak istiyorum:

Osman Bardakçı, Diyarbakır-Çermik’te 1947’de tek odalı, yığma taş ve topraktan yapılı bir evde dünyaya gelir. Babasının adı........

© Tigris Haber