Tenkit tamam, peki çözüm?
İlgi doğrudan sebebi vermez. Güven refahla birlikte artıp azalıyorsa hangisinin sebep, hangisinin sonuç olduğunu söyleyemezsiniz. Sadece bunların birlikte yükselip alçaldıklarını söylersiniz. Belki ikisini birden yükseltip alçaltan bir başka değişken vardır.
Tenkit görevimiz. Eksik, yanlış, kötü gördüğümüzde susarsak görevimizi ihmal etmiş oluruz. Susmak ahlâklı da değildir. Tamam. Bunları yapabildiğimiz kadar yapıyoruz. Yapıyoruz yapmasında da gerek benim gerekse arkadaşlarımın yazılarına gelen yorumlarda sıkça tekrarlanan bir tenkit var: Peki çözüm nedir? Çözümü söylemezseniz tenkit tek başına neye yarar?
Bu gayet haklı bir serzeniş. Zaten tenkit düzeltme gerçekleşsin diye yapılır. Yararı odur. O hâlde bütün eleştiri konularını tek tek ele alıp düzeltmek mi lazım. Lazım tabii ama hayat o kadar da zor değil. Geçen yazıda Pareto’nun invaryantlarından söz ettim. Bazen sebebin sebebini, sonra onun da sebebini bulursunuz ve görürsünüz ki derinlerdeki bazı sebepler kök sebeptir. Birçok kötülüğün, birçok aksaklığın çok değil ancak birkaç kök sebebi vardır. Hayır. Aksaklık kadar, kötülük kadar sebep yoktur. Sıklıkla bir sebep, birçok aksaklığa birden yol açar. Onu düzeltirseniz düzinelerle kötülük ortadan kalkar.
Kök sebebin peşinde
Ülkelerin geri kalmalarının birçok sebebi vardır. İki ırkçı, biri İskoç ve biri Finlandiyalı, kök sebebi bulduklarını ilan etti. Geri kalan ülkeler, halkları geri zekâlı olduğu için geri kalıyorlardı. Bu hep böyle olmuştu ve hep böyle olacaktı. Çaresi yoktu. Onlara balık tutmasını öğretemezdiniz, öğrenemezlerdi. İnsanlık icabı ölmeyecekleri kadar balık vermeniz yeterliydi.
Gerçekten de ülkelerin ortalama IQ’ları ile kişi başına yurt içi hasılalarının ilgileşim analizi yapıldığında........
