menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk Dünyasıyla İlişkilerde Beklentiler ve Gerçekler (I) Otuz Beş Yıllık Bir Muhasebe

2 0
yesterday

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte 1991 yılı, Türkiye ile bağımsızlıklarını kazanan kardeş Türk cumhuriyetleri arasındaki ilişkiler açısından yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın bağımsızlıklarını ilan etmeleri, Türkiye’de yalnızca diplomatik bir gelişme olarak değil; tarihî, kültürel ve duygusal anlamları olan büyük bir değişim olarak karşılanmıştır.

O yıllarda ortak alfabe, ortak eğitim alanı, kültürel yakınlaşma ve siyasi iş birliği konularında büyük beklentiler vardı. Aradan geçen otuz beş yılın ardından bu süreci artık daha sakin değerlendirmek gerekir. Çünkü Türk dünyasıyla ilişkiler ne yalnızca bir başarı hikâyesidir ne de sadece hayal kırıklıklarıyla açıklanabilir. Bu yazı, söz konusu dönemi hamasi bir övgü ya da karamsar bir eleştiri diliyle değil; beklentiler, kurumlar ve sahadaki gerçekler üzerinden okuma çabasıdır.

Türkiye bu süreçte büyük fedakârlıklar yapmış, birçok alanda ciddi emek ve kaynak harcamıştır. Buna karşılık hayal kırıklıklarını da çoğu zaman en yoğun biçimde yaşayan taraf yine Türkiye olmuştur. Bu durumun temelinde, beklentilerin zaman zaman sahadaki gerçeklerden daha hızlı ilerlemesi yatmaktadır.

Öncelikle şu gerçeği hatırlamak gerekir: Türk dünyasıyla ilişkiler Türkiye’de bazen sanıldığı gibi son on yılda başlamış değildir. Bugün daha görünür hâle gelen birçok yapının temeli 1990’lı yıllarda atılmıştır. Büyük Öğrenci Projesi kapsamında Türk cumhuriyetlerinden binlerce öğrenci Türkiye’de eğitim görmüş; bu öğrencilerin önemli bir kısmı daha sonra kendi ülkelerinde akademi, bürokrasi ve kamusal hayatta görev almıştır. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının 1992’de, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatının 1993’te kurulması da bu erken dönemin kurumsal adımlarıdır. Daha sonraki yıllarda Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü ve Türkiye Maarif Vakfı gibi kurumların devreye girmesiyle bu ağ daha da genişlemiştir.

Türk Devletleri Teşkilatı konusunda da benzer bir hatırlatmaya ihtiyaç vardır. Türkiye’de bazen kardeş Türk cumhuriyetleriyle çok taraflı ilişkilerin Türk Devletleri Teşkilatı ile başladığı sanılmaktadır. Oysa ilk Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi 1992 yılında Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Bu süreç daha sonra çeşitli zirvelerle devam etmiş; 2009 yılında Nahçıvan Anlaşması ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi kurulmuş, 2021 yılında ise bu yapı Türk Devletleri Teşkilatı adını almıştır. Nursultan Nazarbayev’in de desteklediği bu dönüşüm, yeni bir başlangıçtan çok mevcut yapının daha görünür bir çerçeveye kavuşmasıdır.

Yükseköğretim alanında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi ile Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, bu uzun........

© tarihistan.org