GRAND TURCO: O NE GÜZEL KOMUTAN
GRAND TURCO: O NE GÜZEL KOMUTAN
Zamanı, olayların birbiri üstüne yığılmasını önleyen görünmez bir perde sayarlar. O perde aradan çekilseydi eğer, Ayvalık’ın tuzlu rüzgârında bir hediyenin fısıltısıyla irkilen ben Kağan Böyük, altı yüz yıl öncesinin o koca ufkuna doğrudan toslayacaktım. Dokunduğum taşların, serinliğine sığındığım dalların ve Fatih Kulesi’nin gölgesinde soluyan ömrümün, aslında o devasa gövdenin ayak bastığı toprağa teğet geçtiğini bilmek; insanı kendi küçüklüğüyle yüzleştiren, un ufak eden bir duygu. Karşımda bir komutandan fazlası duruyor; bir irade anıtı, bir zihin fırtınası, namıdiğer Grand Turco, şarkın ve garbın gördüğü en yalın kılıç hakikat.
O, devirlerin sınırlarını haritalarla değil, zihnindeki geometrinin cesaretiyle çizen bir mühendisti. Balistik hesaplarını bizzat kâğıda döktüğü devasa şahi topların gürültüsü, sadece surları değil, Orta Çağ’ın küflü zihniyetini de yerle bir etti. Bir çağı kapatıp yenisini açmak, yalnızca kılıç kabzası tutan kaba bir kuvvetin harcı olamazdı; bu cüret, Homeros’u aslından okuyan, İtalyan ressam Bellini’yi sarayında ağırlayan, Doğu’nun hikmetine de Batı’nın felsefesine de aynı berrak gözlerle bakan bir Rönesans zihninin eseriydi. Gemileri karadan yürüterek Haliç’in sularına indiren o sarsıcı akıl, imkânsız denilen kelimeyi sözlüğünden çoktan........
