menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Han Ayvaz Adıgüzel: Sanayi toplumuna cevap verememe…

16 0
23.02.2026

hanayvazadiguzel@gmail.com

İslam toplumunun bahtsızlığı tarım zihniyetinden çıkamamış olmasıdır, oysa Resul Ticareti hep övmüş ve önde tutmuştur. Karasaban için şöyle demişti:

“Bu hangi evdeyse zillete o evdedir!”

Ne yazık ki halk direndi durdu. Ebu Hanife bu ticaret işini en iyi yapanlardandı, iyi bir tüccardı. Zekâsı da oradan geliyor. Tüccar olduğu için onu şeytanlıkla suçluyorlardı. Ehl-i Beyt yolunda zindanlarda öldürüldü. Günümüzün Hanifecilerinin İmam Hanif’i ile kahir olarak alakaları yoktur. Muaviye’ciler ağzından kuş tutuşalar bile bu budur. Şahsi gayreti ile kendini kurtaranlar istisna.

Mevcut İslam dünyası sanayi toplumuna bile cevap verememektedir, nerde kalmış yüksek teknoloji ile hesaplaşması veya öncü olması. İslam ülkelerindeki dinsel kargaşanın sebeplerinden birisi de işte budur. Diğer bir sıkıntı da cemaat yapılanmasıdır.

Cemaatler tarım toplumu bile değil. Bunlar Arap milliyetçiliğinin çağa aktarımıdır.

Selefi denilen başka bir Arap milliyetçiliği, hazmedilmemiş bir ilkel inanç tortusudur. Bir kısım Arap ve diğer kavimlerden bir grup bu tortuyla sarhoş olmuşlardır.

Bunların oturduğu sofrada her şeyi var, bir kuş sütü eksik. Yemiş, içmiş, süpürmüş bir de sofra duası veriyor. Neylersin her yan Muaviye sofrasına dönmüş. Ebu Hureyre şöyle demişti:

“Ali’nin arkasındaki namazdansa, Muaviye’nin sofrası daha evladır!” Sahabeme bak!

Ben yazdığım her yazıyı müzakere etmek istiyorum ama katılım olmayınca sonuç cümleleriyle bitiriyorum

İtalya’da nazenin çiçeklerin bırakıldığı bir meydan var. Altı yüz yıldır bu meydan çiçeklerle dolup taşıyor. Oradan her akşam bir kamyon çiçek toplanıyor. Sabahısı aynen devam ediyor. Bu meydan “Campoda meydanı”dır.

Bu meydanda ilim adamı Burnu’nun heykeli var. Burnu ilim adamıydı ve dini iyi, anlayan bir filozoftu ama ille ilim diyordu. Din adamları onun kalemini kırdılar, o meydana odunlar yığdılar, Burnu’yu üzerine oturttular. Son kez ilmi kötüle kurtul dediler. O şöyle diyordu:

“Burnu, dayan mert ol!” Burnu’yu diri diri yaktılar. Onun ruhunu eğemediler. Kahramanlar bedenin değil ruhun ölümünden korkarlar.

İşte o meydan o meydandır. Yazdığımız gibi; o meydandan her akşam bir kamyon çiçek toplanıyor.

Her çağda İslam ülkelerinde bir aydınlanma hareketi az da olsa başlıyordu. Tezce onu söndürmekten haya etmiyorlardı. Heyhat k bu kıpırdanmalara başını kaldırıp çiçek atanlar da yok.

İslam’da malın kırkta birine zekât diyorlar. Ne hikmetse İslam’da ilk sapma burada başladı. Zaten malın kırkta birini verme İslam’dan önce Araplarda adet idi. İslam bunu kaldırdı “ihtiyaçtan fazlasını ver” dedi ve el koydu. Yani yüz koyunun var ise ve ihtiyacın elli koyunsa diğerlerine el koydu ve bunun adına da “infak” dedi. Peygamber ölünce tuttular bunu kırkta bire çevirdiler. “İnfak’ da şöyle yorumladılar.

“Sevdiğiniz maldan verirseniz iyi olur. Zorunluğu kaldırdılar. Nifak, infak kökünden gelir. Yani infak’ı nifaka çevirdiler.

Sonraları Marksistler bu konuya el attılar. “İhtiyaç fazlasını alırız” dediler. Hülasa, gelinen noktada İslam’ın İnfak’ını kırkta bire feda ettiler. Artık dinin dili de felsefesi de değişmiş oldu.

Aslında bütün dinler acılar ve ıstıraplar içinde doğmuştu. Ekabirler sonraları bunu hep kendi lehlerine değiştirdiler, dinin dünyasını değiştirdiler, mazlumun ruhunu çaldılar. Artık dinden ürküyoruz, dini çağrıştıran her şeyden ürküyoruz, sakaldan külahtan bile.


© Tanyeri Haber