Son kavşak: Demokrasi mi, otokrasi mi?
Dünya acayip bir yere evriliyor, farkında mısınız? Bize yıllarca "özgürlük, küreselleşme" diye anlatılan o süslü masalların sonuna geldik sanki. Etrafımıza baktığımızda gördüğümüz tek şey; sınırlarını kapatan, gücü tek bir adamın elinde toplayan ve adına "yeni normal" dedikleri otoriter bir dünya düzeni görüyoruz. Küresel güçler artık sandıkla, halkın ne dediğiyle uğraşmak bile istemiyor. Onlar için en rahatı; tepede tek bir muhatap bulup, tüm ülkeyi o merkezden yönetmek. Yani modern bir monarşi düzeni.
Türkiye için de aranan bu! Dış dünyanın bir dediğini iki etmeyen, sorgulamayan ve güçler ayrılığından arındırıldığı için tek kişinin kararıyla her sonuca ulaşabilen bir ülke ve onun yöneticisi…
Maalesef Türkiye de bu küresel rüzgardan payına düşeni alıyor. Türkiye’ye okyanus ötesinden bir rol biçmiş gibi. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın o meşhur açıklamaları hala aklımızda… Bize unutturulmak istenen şey, Atatürk Cumhuriyeti’nin o rasyonel, kendi sınırlarına ve değerlerine bağlı yapısı. Yerine konulmak istenen ise Osmanlı nostaljisiyle soslanmış, kontrolü kolay bir sistem.
Yargı eliyle tasarlanan muhalefet
Peki, bu sistem nasıl tıkır tıkır işliyor? Tabii ki muhalefeti de kendilerine göre dizayn ederek. İktidar, karşısında gerçek bir halk dalgası, sokağın sesini taşıyan diri bir muhalefet istemedi. Ne yaptı? Yargıyı, hukuku bir aparat gibi kullanarak, kendisi için en "konforlu", en bildik eski yönetimi yeniden koltuğa oturttu.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun o........
