Çağrı cazip ama şartı var: Hukuk, istikrar, hukuk, istikrar!..
Demokrat Parti iktidarında (1950 - 1960) Cumhurbaşkanı Celal Bayar, tarihte ender görülen resmi bir gezinin kahramanı!..
1954 yılında Demokrat Parti “Yabancı Sermaye Kanunu” çıkartıyor, kanunu Amerika hazırlıyor.
Bir anlamda ekonomik bağımsızlığı temsil eden böyle önemli bir yasayı hazırlayan Amerika “bonus olarak” Bayar’ı Amerika’ya davet ediyor.
Yasa 18 Ocak 1954 günü Meclis’te kabul ediliyor, Bayar aynı gün Amerika’ya hareket ediyor. 18 Ocak’ta başlayan gezi 27 Şubat’ta sona eriyor. 28 gün süren böyle resmi bir gezinin benzeri yok.
Bayar, Amerika’da kentten kente dolaştırılırken, kendisine altın anahtarlar, hukuk doktorası, liyakat nişanı, şeref madalyası armağan ediliyor. Ziyareti izleyen dönemin anlı şanlı yazarları, isim vermiyorum, hayalleriniz yıkılır, vıcık vıcık yazılarıyla geziyi öve öve bitiremiyor.
DP iktidarı Bayar’ın Amerika gezisini “milli gurur” ilan ediyor, yurda döndüğü gün okullar ve devlet daireleri Bayar’ı karşılamak amacıyla tatil ediliyor.
Birkaç yatırım, asıl anlaşmalar
Sen neymişsin be Yabancı Sermaye Yasası!..
Yabancı sermayeye vergi bağışıklığı, yurt dışına kar transferi, çalışanlara sigorta kolaylıkları, yer seçimi önceliği gibi imtiyazlar tanınıyor. İktidarla ilişkileri fıstık gibi!..
Sonuç?...
O kadar imtiyaz ama...
İki kibrit fabrikası, turizm ofisleri, iplik fabrikası, kimya sanayi ve zincir market MİGROS, belki bir iki yatırım daha.
Türkiye yabancı sermaye beklerken, Amerika büyük siyasi ödünler kopartıyor.
İkili anlaşmalar, Amerikan Üsleri, Türkiye’ye ilk füzelerin girişi, bazı tarım anlaşmaları, komşu ülkelerle Amerika’nın katıldığı anlaşmalar bu yasadan sonra.
AKP’nin yabancı sermayesi
DP örneğini hatırlamanın sebebi var.
Üç gün önce yandaş basın yine davul zurna çalıyor:
“-Yabancı yatırımın adresi Türkiye olacak,
-Uluslararası yatırımcılara vergi müjdesi,
-Yabancı yatırıma süper teşvik.”
“Adres” gerçekten Türkiye olacak mı?..
AKP, yabancı sermayeyi çekebilmek amacıyla bir adım atıyor.
İstanbul Finans Merkezi’nde (IFM) faaliyet gösteren firmaların Türkiye’ye getirmeden yurt dışına sattıkları mallarda yüzde 50 oranındaki vergi indirimi yüzde 100’e çıkartılıyor, yani hiç vergi yok.
Yönetim merkezlerini İFM’ye taşıyan firmaların yurt dışı kazançları 20 yıl Kurumlar Vergisi’nden muaf tutuluyor. Burada çalışacak personele özel ücret istisnaları getiriliyor.
İmalatçı- ihracatçıların vergi oranı yüzde 20’den yüzde 9’a indiriliyor. Sadece ihracat yapanlara vergi oranı yüzde 14 olarak belirleniyor.
Yurt dışındaki döviz
Bu girişimin başka bir amacı, AKP’nin 2008’de denediği formül:
Yurt dışında yaşayanların birikimlerini ülkeye getirmeleri teşvik ediliyor. Getirecekleri yurt dışı kaynaklı gelirden, yani dövizden yirmi yıl boyunca vergi alınmayacağı ilan ediliyor. Bu kişilerin Veraset ve İntikal Vergisi yüzde 1 gibi sembolik orana düşürülüyor.
Yeter ki, dövizlerini Türkiye’ye getirsinler!..
Birinci soru şu:
Türk firmalar yurt dışına taşınırken yabancı sermaye gelir mi?..
İkinci soru ise:
Yurt dışında yaşayan Türkler birikimlerini (dövizlerini) yurda getirir mi?..
Hukuk, hukuk, hukuk
Her iki sorunun ortak iki şartı var.
1-Ekonomik istikrar, düşük enflasyon, ekonomiye güven.
2-HUKUKA GÜVEN!..
Hem doğrudan yabancı sermayenin...
Hem yurt dışındaki Türklerin dövizlerini yurda getirmelerinin vazgeçilmez iki koşulu bu.
Dünyanın her yerinde olduğu gibi sermaye, kendini güvende hissettiği bir hukuk sistemi arar, o güven yoksa, para da yok.
İlan edilen program ekonomik açıdan cazip.
Ama, o cazibeden önce...
Hukuka güvenin sağlanması gerek.
1954’te neden gelmedi?
Yabancı sermaye yasası 1954’te bekleneni neden vermiyor?..
1955’ten sonra ekonomik ve siyasi istikrar kayboluyor.
O istikrarsızlık 1958’de anormal bir devalüasyona yol açıyor, dolar 2.80 TL’den yüzde 220 gibi akıl almaz bir devalüasyon oranıyla 9 liraya yükseliyor.
Celal Bayar’ın Amerika gezisi; Türkiye’ye Amerikan üsleri, Amerikan füzeleri, ekonomide, orduda, dış politikada Amerika’ya bağımlılık olarak geri dönüyor, yabancı sermaye getirmiyor.
Demokrat Parti örneği bugün için iyi bir ders.
Ekonomik istikrar için “senden - benden” ayrımcılığı değil liyakat, şeffaflık, düşük enflasyon, gelir dağılımında adalet, adil bir yönetim...
Demokrasi ve...
Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü!..
İçeriden yurt dışına giden sermayeye de...
Dışarıdan beklenen sermayeye de...
HUKUK, HUKUK, HUKUK!..
