menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünya Kupası’nın sahnesinde çöken “Büyük Amerika” efsanesi

22 0
02.07.2026

Futbolun artık yalnızca bir oyun olmadığı, günümüzün belki de en rahatsız edici gerçeklerinden biri. Ona fazlasıyla anlam yüklüyor, onu kendi ideolojik ve politik okumalarımızın içine yerleştiriyoruz. Bu nedenle ben de futbolu sadece bir oyun olarak görmüyorum; aksine onu küresel emperyal düzenin, neo-liberal dünyanın, hegemonik güç ilişkilerinin ve kimlik mücadelelerinin en görünür sahnelerinden biri olarak değerlendiriyorum.

Ve biliyorum ki bazen bir Dünya Kupası, yıllar boyunca inşa edilmiş siyasi mitleri birkaç maçlık bir zaman diliminde yerle bir edebilir. 2026 Dünya Kupası tam da bunu yaptı. Tribünlerde dalgalanan bayraklar, sahada hayat bulan melez kimlikler ve sınırları aşan hikâyeler tek bir gerçeği güçlü biçimde ortaya koydu: Duvarlar üzerine kurulu hiçbir “büyüklük” anlatısı, küresel gerçekliğin çoğul ve akışkan doğasına dayanamaz.

Donald Trump’ın “Make America Great Again” söylemi, bu turnuvada yalnızca siyasi bir iddia olarak değil, sahada sınanan ve çöken bir anlatı olarak ortaya çıktı. Çünkü futbolun dili tektir ama kimliği çoğuldur; ve bu çoğulluk, kapalı bir ulus düşüncesini aşındırır. 2026 Dünya Kupası, işte bu nedenle sadece bir spor organizasyonu değil, aynı zamanda “Büyük Amerika” efsanesinin küresel ölçekte sorgulandığı ve bir kırılma anı oldu.

Bu bağlamda, 2026 Dünya Kupası, Donald Trump’ın “Make America Great Again- Amerika’yı yeniden büyük yap”tezini ve homojen, kapalı bir Amerika düşüncesini sahada dramatik biçimde çürüttü.

Tribünlerde dalgalanan bayraklar, sahada hayat bulan melez kimlikler ve sınırları aşan hikâyeler, tek bir gerçeği güçlü biçimde ortaya koydu: Duvarlar üzerine kurulu hiçbir “büyüklük” anlatısı, küresel gerçekliğin kitlesel ve akışkan doğasına direnemez.

Aslında bu yalnızca futbola özgü bir durum da değildir. Toplumsal yaşamın kendisi de aynı ilkeye dayanır. Farklılıkların birleştiği, çeşitliliğin güç ürettiği bir dünyada, hiçbir monolitik ve otokratik kapalı yapı; ortaklaşmış, kitleselleşmiş bir gücün karşısında kalıcı olamaz.

Bu bağlamda turnuva, Amerika’nın küresel rekabet gücünün asıl kaynağını, merkez-çevre ilişkilerinin işleyişini ve futbolun Amerikanlaştırılma sürecini de tüm açıklığıyla gözler önüne serdi. Ancak aynı süreçte, Trump yönetiminin göç karşıtı politikalarının yarattığı gerilimler de sahaya yansıdı; bu yaklaşım dünya futbolunun kapsayıcı ve birleştirici yapısını zedeleyerek küresel oyun üzerinde ciddi ve kalıcı olumsuz etkiler üretmeye devam etti.

“Great America” futbolun birleştirici gücünü parçalıyor!

“Great America” söylemini yalnızca bir siyasi vizyon olarak görmek eksik kalır. Bu söylem, futbolun tarihsel olarak taşıdığı birleştirici, çok kültürlü ve barışçıl yapıyı zayıflatırken; oyunu giderek Amerikan kimlik siyasetine bağlayan daha geniş bir ekopolitik yaklaşımın parçası olarak da okunmalıdır.

Donald Trump döneminde belirginleşen bu anlatı; sert sınır politikaları, tekil ve dışlayıcı ulusal kimlik kurgusu ile “Amerika önce Amerikalılarındır” söylemi üzerinden bir tür “Amerikan rüyası”nı yeniden tanımlarken, futbolun küresel doğasıyla yapısal çelişen bir gerilim üretiyor.

Bu gerilim, sahada başarı hikâyelerinin seçici biçimde ulusallaştırılmasıyla görünür hâle getirirken; United States Department of Homeland Security (ABD İç Güvenlik Bakanlığı) Juneteenth – yani ABD’de köleliğin fiilen sona erdiğini simgeleyen 19 Haziran Özgürlük Günü kutlamaları aracılığıyla ayrımcılığı da körükleyen bir özelliğe sahip görünüyor.

Diğer taraftan turnuva sürecinde Somali asıllı bir hakemin ülkeye girişinin engellenmesi, İranlı oyuncuların vize süreçlerinde ciddi kısıtlarla karşılaşması ve turnuvanın lojistik akışında ortaya çıkan dışlayıcı uygulamalar, bu vitrinin arkasındaki seçici hareket rejimini açığa çıkarıyor. Bu nedenle “Great America” anlatısı, futbolun evrensel birleştirici ruhunu güçlendirmekten daha çok onu daraltan; oyunu barış ve ortaklık zemini olmaktan çıkarıp kimlik temelli bir ayrışma alanına itme hedefi taşıyan bir Amerikanlaştırma projesine dönüşüyor.

Trump’ın “Büyük Amerika” vizyonu; sert sınır politikaları, tek tip ulusal kimlik anlayışı ve “Amerika önce Amerikalılarındır” söylemi üzerine inşa edilmiş durumda. Ancak bu yaklaşım, turnuva boyunca “Grat America”yı da kendi içinde belirgin bir çelişkiyle yüzleşmek zorunda bırakıyor.

Futbolun Amerikanlaştırılması ABD’ye rekabet üstünlüğü sağlıyor

Merkez-çevre perspektifinden bakıldığında, Amerika’nın konumu stratejik önemde bulunuyor. ABD ve Avrupa (merkez), Afrika, Latin Amerika ve Asya’dan (çevre) gelen yetenekleri kendi liglerine ve takımlarına çekerek sportif ve........

© T24