Kundakçılara geçit vermeyelim
Bugünlerde bizzat Milli Eğitim Bakanı eliyle statüsü değiştirilmeye, nihaî olarak özünden koparılmaya çalışılan İstanbul Erkek Lisesi'nde okudum. Onlarca yıl boyunca ülkeye parlak bilim insanları, mühendisler, hekimler, hukukçular ve daha nicelerini yetiştirmiş güzide bir eğitim kurumu... Böyle bir şey neden yapılır, bu nasıl bir kötülüktür derseniz, yanıtını birazdan anlatacaklarımda bulacaksınız. Bizim lise, dogmaları kabul etmeyen, sorgulayan, eleştiren, okuyan, yazan insanlar yetiştirdi. Bundan sonra da yetiştirecekti. Bu, ülkeyi yönetenlerin tercih etmediği bir öğrenci profili.
Lise yıllarında Almanca dersinde bir kitap okumuştuk: Max Frisch'in bir tiyatro oyunu. Oyunun adı "Biedermann und die Brandstifter", Türkçesi "Biedermann ve Kundakçılar". Oyun alegorik olarak Almanya'da göz göre göre yükselen Nazizme, faşizme karşı toplumun çoğunluğunu oluşturan insanların kayıtsızlığını anlatır. Kısaca şöyledir: Şehirde tek tek binalar kundaklanmaktadır; böyle bir ortamda birgün Biedermann'ın kapısı çalınır. Kapıyı çalanlar evsiz olduklarını, bir mekâna ihtiyaçları olduğunu söyler, ancak kundakçı oldukları daha ilk andan bellidir. Oyun ilerledikçe, Biedermann durumu anlasa da kendini, gelenlerin kundakçı olmadıklarına inandırmaya çalışır. En sonunda eve benzin dolu varillerle gelip bir de kibrit isterler. Biedermann sorar, "kibriti ne yapacaksınız" diye, "evi........
