1914 kuşağı sanatçılarına ismini veren ressam: İbrahim Çallı
İbrahim Çallı Türk Sanat tarihinde 1914 kuşağı diye bilinen sanatçılardan biri, en önemlilerinden. Haliç Tersanesi’nde İstanbul Sanat Müzesi’nde bu Türk resminin üstadı İbrahim Çallı’nın kocaman, iki kata yayılan bir sergisi var. Binayı İBB Miras restore etti, sergiyi İBB Kültür açtı. Haliç, Taşkızak ve Camialtı Tersaneleri yani Tersane-i Amire 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmuştu. Haliç Tersanesi’ne bugün Şehir Hatları Vapurları uğruyor, bu vapurların birçoğu da bu tersanede yapılmıştı. Sergide portreler, İstanbul manzaralar, nü’ler, Çallı’nın ünlü manolyaları, çiçek ve meyve natürmortları, 1930’da yapılmış, bir koltukta smokini ile oturan ünlü Atatürk resmi, empresyonizmden etkilenerek yaptığı manzaralar, toplamda 64 yağlıboya ve karışık teknik eseri, dönemleri ile ilgili de 24 büyütülmüş fotoğrafı var. Sergiyi gezerken o dönemle ilgili fotoğrafla birlikte gözünüzde daha da berraklaşıyor sanatçı ve etrafındaki kişiler. Serginin başlığı; ‘Rengin Hafızası, Fırçanın Ruhu, Renklerle Yaşanmış Tutkulu Bir Hayat: İbrahim Çallı’. Serginin küratörü Fahri Özdemir. Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel ve Kültür Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanı Volkan Aslan da sergi açılışında idiler.
İbrahim Çallı
İbrahim Çallı, Denizli’nin Çal ilçesinde 1882 yılında dünyaya geldi. Ailesi İstanbul’a askeri okula girmesi için göndermişti ama o resimle ilgilendi. Rupen Seropyan’dan resim dersleri aldı. Şeker Ahmet Paşa’nın oğlu İzzet Bey’e de ders veren Seropyan, Sanayii Nefise Okulu ve Paris eğitiminden sonra İstanbul’da kendi atölyesinde öğrencilere ders veriyordu. Hatta İbrahim Çallı, İzzet Bey aracılığı ile babası Şeker Ahmet Paşa ile de tanışmıştı. Çallı da daha sonra şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi. Kısa sürede okulunu bitirdi. Orada Osman Hamdi ile de tanıştı. 1909’da Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Kazandığı Avrupa sınavı ile Paris’e gönderildi. 1914’te I. Dünya Savaşı’nın çıkması ile Türkiye’ye geri döndü. Osmanlı Devleti’nin son kuşağı ile Cumhuriyet’in ilk kuşağını oluşturan bu kuşaktaki ressamlara ‘1914 Kuşağı Ressamları’ ya da ‘Çallı Kuşağı Ressamları’ deniliyor. Bu kuşak sanatçılar o sırada Fransa’yı etkisi altına alan empresyonizmden de etkilendiler elbette. Duvarlarda dönemin aydınlarından, ressamlarından Çallı ile ilgili alıntılar var. Eşref Üren’inki şöyle: “...Ressam İbrahim Çallı demeye lüzum yoktu. İbrahim’i de kaldırabilirsiniz. Bir Çallı demek, aklımıza hemen ressamı getiriyordu. Türk resminde onun kadar halka mal olmuş bir ressamımızı hatırlamıyorum.” Biliyorsunuz Çallı’nın 1914 kuşağı grubunda Feyhaman Duran, Hikmet Onat, Nazmi Ziya Güran, Namık İsmail, Hüseyin Avni Lifij, Ruhi Arel gibi eserleri bugün müzelerde olan, bizim sanat tarihimizin de kilometre taşları sanatçılar grubu var. Bu sanatçılar ‘Türk Resmi’nin batılılaşmasını sağladılar.
Elif Naci’den bir duvar yazısı alıntısı: “Uzunca boylu, omuzlarına kadar dökülen saçlar... Reyye pantolon, siyah kumlu ceket, süet düğmeli potin... Ve Paris’ten geliyordu. Genç bir peygamber edasıyla girdi atölyeden içeri...”
İbrahim Çallı, Atatürk’ü tanımış olma ayrıcalığına sahiptir. Hatta sofrasında yemek yediği, kaynaklara göre altı adet Atatürk portresi yapığı söylenir. Bunların en bilinenlerinden, İBB Atatürk Müzesi koleksiyonundan olanı da işte bu sergide. Yazılanlara göre Çallı Atatürk’e; “Türk milletinin gönlündeki Mustafa Kemal’in portresini yapmama izin verir misiniz Paşam?” diye sormuş, Atatürk de “Mademki gönüllerde yaşayan Mustafa Kemal’i çizmek istiyorsun, benim modelliğime ihtiyaç yok” diye cevap vermiş. Esprili ve hazırcevap olması Atatürk’ün sempatisini kazanmasına da sebep olmuş.
Atatürk portresi
Sergide biri koltukta otururken iki İsmet İnönü portresi görüyoruz. Biri tıpkıbasım ve resmin alt köşesinde ‘Partimin Konya Vilayet İdare Heyeti’ne sevgi ile’ CHP Genel Başkanı ve Reisicumhur imzalı. Tarihi 29 Ekim 1940. Hemen yanlarında Celal Bayar’ın da oldukça genç bir portresi asılı.
Celal Bayar
D grubu ressamları, 1934’te Moskova ve Leningrad’da açtıkları sergiden sonra Atatürk’ün arzusuyla 1935 ve 1936 yıllarında Moskova, Kiev ve Bükreş’te, 1937 yılında Atina ve Belgrad’da da Türk resim sergileri açmış. Başkanlığını Salah Cimcoz yapmış, Moskova, Kiev, Bükreş’teki sergilere uzman ressam olarak İbrahim Çallı da katılmış. Moskova’daki basın toplantısının fotoğrafında ne kadar kalabalık bir gazeteci grubunun İbrahim Çallı ile sohbet ettiği, not tuttukları dikkatimi çekti.
Bu sözler de Nurullah Berk’ten; “Nereye hangi rengi sürse orantılı, güzel ve tatlı olmuş, en önemsiz etüdü, taslağı, boyalı krokisi renk armonileriyle gözü okşayan bir sanat eseri halini almış. Birçok eserinde gözlemlenebilen düzensizlik ve kuruluş eksikliklerine rağmen bu resimlerin çekiciliği bir anda seyredenleri saran, gözü okşayan sıcaklığı ile o yetersizlikleri unutturabilmektedir.”
Yukarıda da söylediğim gibi tipik İbrahim Çallı manolya natürmortlarından var sergide birkaç tane. Zeki Faik İzer şöyle diyor: “Son zamanlarda çiçeklerle, bilhassa manolyalarla dostluk kurmuştu. Manolya mevsimi Akademi’deki ağaçlardan bir buket gönderirdik. O da kendisine ayrı bir şöhret yaratan bu güzel kokulu dostlarla baş başa birkaç gün geçirirdi. Bu, yol genişletme dramı ile bahçedeki manolyaların kesilmesine kadar devam etti.”
Sergide Fatih Sultan Mehmet tablosu da var, sanki mekânın kurulmasına öncülük edenin portresinin bir gün orada sergileneceğini bilmiş gibi.
Sergide dikkatimi çeken bir başka şey de tuvalin ya da kontrplakın her iki yüzüne de resim yapıldığı idi. Genelde sanatçılar malzeme kıtlığında bu yola başvuruyorlar. İzleyicinin resmin her iki yüzünü de görebileceği şekilde sergilenmişti bu eserler.
Sergide tüm kadın portreleri çok modern, dekolte, dantel giysili, çağdaş kadınlardı, bol bol da nü kadın resimleri vardı.
Resimlerin arasına asılı bir başka fotoğrafta Şişli Resim Atölyesi’ndeki öğrencilerin ortasında son Halife Abdülmecid Efendi’yi görebiliyoruz. Belli ki sanatı desteklemek amacı ile orada.
1950’lerde Metin Toker ile Cumhuriyet gazetesi için sanatçının atölyesinde bir söyleşi yaparken çekilmiş fotoğraflar da var duvarda. Çallı ev haliyle, neredeyse pijamayla. Elif Naci’nin anlattığı dönemden çok farklı.
Metin Toker ile atölyesinde...
Duvarda bir alıntı Hasan Ali Yücel’den; “Onu son defa Taksim civarında görmüştüm. O şakacı Çallı, benimle uzun bir seyahate çıkacakmış gibi içli içli konuştu. Sesi kederli bir inilti kadar ihtiyar ve bitkin titriyordu. Ayrılırken öpüştük ve ayrı yönlere yürüdük. Garip iç dürtüsüyle arkama döndüm, ne göreyim, o da benim gibi yapmış, bana bakıyordu. Ellerimizi aynı anda kaldırdık, bir kere daha birbirimizi selamladık.”
Bir alıntı da gazeteci Orhan Tahsin’den; “GSon günlerde Yahya Kemal’in bir portesini yapıyordu. Sağlığında şair ile arası pek iyi değildi. ‘Yahya Kemal eski zevki yaşatan mehter takımına benziyor’ derdi. Ama kader onları barıştırdı. Yahya Kemal’in portresini bitirdiği gün hastalandı. Şair’in yattığı aynı hastanede o da öldü. Son sözü de ‘Yahya Kemal’in ruhu beni çağırıyor, orada dostluğumuz devam edecek’ oldu.”
İbrahim Çallı 22 Mayıs 1960 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti.
Serginin küratörü Fahri Özdemir ile yaptığım sohbette sergiyi nasıl kurguladıklarını sordum. Tarihsel bir sıraya sokmak istemediğini, portreler, nü’ler, peyzajlar ve natürmortlar olarak bölümlere ayırdığını, sanatçının nü’leri canlı modelden yaptığını, 1947’de emekliliğinden sonra fazla nü çalışmadığını, ama manolyalara ve natürmortlara döndüğünü anlattı. İbrahim Çallı’nın dostlarından alıntı yaparak ve fotoğraf kullanarak izleyicinin Çallı’yı daha çok anlamasını istediğini, ancak yüzyıl öncesinden gelen diaların baskılarının haliyle çözünürlüklerinin de düşük olduğunu söyledi.
Çallı, kızı ve torunu ile...
Sergide hazır Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel ile karşılaşmışken ona da İBB Miras ve İBB Kültür’ün çalışmalarını, bunların İBB’nin ve Başkan Ekrem İmamoğlu’nun başına gelenlerden sonra kesintiye uğrayıp uğramadığını sordum. O da 2019’dan bu yana İstanbul’a harap haldeki 45’e yakın kültür mekanını restore edip geri kazandırdıklarını, Casa Botter, Saint Pierre Han, Taksim Maksimi, Feshane, Baruthane, Çubuklu Siloları, Bulgur Palas, Gazhane gibi 45 tarihi mekana İBB Miras’ın restorasyonundan sonra, kültürel faaliyetler için İBB Kültür’ün devreye girdiğini yaşam alanları açtıklarını, sanatçıları toplumla buluşturduklarını, 2019’dan bu yana açtıkları sergilerden bu Çallı’nınkinin 302. sergi olduğunu anlattı. Haziran ayına kadar eşsiz Muammer Karaca Tiyatrosu’nu bitirmek istediklerini, Fatih’teki Reşat Nuri Sahnesi’ni ve Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nu da yıl sonuna kadar bitirmeye çalıştıklarını, 2027 itibarıyla da Haldun Taner sahnesini toparlamak istediklerini anlattı. Bunların hepsinin çok işlevli kültür yaşam alanı olacağını söyledi. “Kültür bir kent hakkıdır, üretme isteğimizin önünde hiçbir şey duramaz” dedi.
‘Rengin Hafızası, Fırçanın Ruhu, Renklerle Yaşanmış Tutkulu Bir Hayat: İbrahim Çallı’ sergisi Haliç Tersanesi İstanbul Sanat Müzesi’nde 5 Nisan’a kadar açık.
