Maruz kaldığımız şeye dönüşme ihtimali
Kim ne derse desin, demokrasi, milyonlarca insanın zihninde egemenlik kurmaya çalışan çok uluslu şirketlerin önünde hala en büyük engel.
Mutlak bir gücü elinde tutan bu şirketler, yurttaşları yani seçmenleri, iştahlı birer tüketici yapmak ve onları insansız hava araçları gibi bir joystick üzerinden kumanda eder gibi yönetmek için her gün yeni bir yol deniyor.
Bu girişimlere demokrasiyi by pass etmeye çalışmak da denebilir, üstelik aynı sistem üzerinden parasını da hepimize ödeterek...
Biliyor muydunuz? “Yeni bir akademik çalışma, X'in (Twitter) algoritmik "Sizin İçin" akışının yalnızca içeriği kişiselleştirmekle kalmadığını, aynı zamanda kullanıcıları zaman içinde daha muhafazakâr siyasi görüşlere yönlendirdiğini ve sürekli maruz kalma sonrasında ise önemli konulardaki tutumları değiştirdiğini ortaya koydu.”
Geçen hafta T24’teki köşesinde bu konuyu ele alan Füsun Sarp Nebil’in yazısını okuduğum zaman, sınır tanımayan bir teknolojiyle aramızdan su bile sızdırılmadığını ve ‘sürekli maruz kalma’ deyiminin ne isabetli bir tanım olduğunu düşündüm.
En fazla beş dakika ayrı durabildiğimiz akıllı telefonlarımız üzerinden çağın belki de en büyük çıkar amaçlı örgütüne hizmet etmeye adanmış gibiyiz, haberiniz ola!
Hem de yavaş yavaş ısınan suda haşlanmayı bekleyen kullanıcılar olarak; mutlu mesut, tebessümle TikTok videoları izlerken...
“Eleştirmenler, algoritmik kişiselleştirmenin “yankı odaları” ve “seçici maruz kalma” etkileri yaratabileceği, belirli bakış açılarını diğerlerinden daha fazla güçlendirebileceği ve siyasi kutuplaşmaya ve ideolojik sapmaya katkıda bulunabileceği konusunda uyarıyor.”
Bir tür öğrenilmiş çaresizliğin, sanal atmosferik bir alem üzerinden istemsiz dayatılması deneyimleniyor, analizden anladığım bu. Ve maalesef pek hayra alamet olduğu da söylenemez bu yolun.
Peki, insan maruz bırakıldığı şeye dönüşebilir mi?
Karma karışık bir yeniçağ bu... Bazen susmalı diyorum bu karışık zamanlarda.
Gerçi bir seçeneğim daha var; en özendiğim şeyi de yapabilirim, mesela Heidi’nin dedesi gibi mümkün olduğu kadar yükseğe, insan elinin en az değdiği yerlere gidebilirim.
Taş kalpli denilen ak saçlı bu dedeye tüm yaşamım boyunca öykünmüş biri olarak bunu pekala isterim de...
Ama yapamam, bu çetin mücadelede ne sürüye sayılmak isterim ne maruz bırakıldığım şeye dönüşmek.
Eyvallah.
