Kuş uçurtulmayan bir zirve, Erdoğan'ın hayalleri ve gerçekler...
Ülkemizde ilk kez NATO Zirvesi düzenlemiyoruz. Daha önce 28–29 Haziran 2004 tarihlerinde İstanbul’da ev sahipliği yaptığımız zirve, bugüne kıyasla daha kısıtlı olanaklara sahip olmamıza rağmen başarıyla gerçekleştirilmiş ve Dışişleri Bakanlığımıza organizasyon kapasitesi kazandırmıştı.
Ayrıca iki kez resmi (1960 İstanbul ve 2015 Antalya) ve iki kez gayrıresmi (1993 İstanbul ve 2025 Antalya) dışişleri bakanları toplantılarına da evsahipliği yapmıştık.
Doğu Avrupa ve Ortadoğu'nun büyük çalkantılarla sarsıldığı bir dönemde Ankara'da gerçekleşecek NATO 2026 Zirvesi için en üst düzeyde güvenlik önlemleri alınması elbette bekleniyordu. Fakat Ankara Valiliği tarafından yayınlanan genelgenin içeriği sadece Türkiye kamuoyunu değil, diğer NATO ülkelerini de şaşırtmış olabileceğini söylemek yanlış olmaz. Zira, Ankara'nın en işlek yollarının kapatılması, yüzlerce işyerinin faaliyetlerini birkaç gün durdurmak zorunda kalacak olması, iptal edilen onlarca etkinlik, halka gayriresmi olarak dayatılan bir sokağa çıkma yasağı ve en kötüsü, siyasi protesto gerçekleştirebilecekleri endişesiyle bir sürü sivil aktivistin gözaltına alınması, NATO tarihinde hiçbir zirvede şahit olunan bir durum değil.
Bu boğucu atmosfer kimileri tarafından Erdoğan'ın, ABD Başkanı Trump'ı memnun etmek ve NATO üyesi müttefiklerine güçlü hükümet pozu vermek adına ne kadar ileri gidebileceğini göstermekte olduğu şeklinde değerlendiriliyor olabilir. Oysa hukuk devleti ilkesinin yıllardır askıya alındığı bir ortamda fiilen olağanüstü hâl koşullarında yaşamak zorunda olan Türkiye vatandaşları, böyle keyfi baskılara maalesef uzun zamandır maruz durumdadır. Üstelik bu zirve için halka dayatılan önlemler, ilerleyen dönemde hükümetin Türkiye'de ev sahipliği yapmak istediği daha az önemli organizasyonlar için de devreye konulabilir ve halkın birçok temel hakkı defalarca aynı bahaneyle askıya alınabilir. Bugün piknik yaparken gözaltına alınmalarına hâlâ anlam veremediğimiz TEMA Vakfına üye aktivistleri veya Mülkiyeli öğretim üyelerini yarın "ülkenin güvenliğine kastetmekten" hatta "terör" suçundan yargılamaya dahi kalkabilirler.
Ne yaman çelişkidir ki, kurulduğu günden bu yana demokratik devletlerin birliği olma iddiasındaki NATO'nun bir zirvesi, bir üye ülkede vatandaşların demokratik haklarını keyfi şekilde askıya almak için araç olarak kullanılıyor. NATO'nun varlık nedenini ve ilkelerini sorgulamaya açan Trump'ı memnun etmek için hayata geçirilen bu uygulamalara muhtemelen NATO içerisinden de güçlü bir tepki gelmeyecektir. Soğuk Savaş sonrasında kendi bünyesi dışındaki ülkelerde demokratik rejimleri korumayı amaç edindiğini iddia eden NATO’nun, böylelikle en eski üyelerinden birisinin halkının anti-demokratik baskılarla bunaltılmasına, haber alma veya siyasi........
