Bebek Oteli’ne ben de gittim!
Diğer
25 Ocak 2026
Bu hafta Bebek Oteli’nin efsane barını anlatmaya çalışacağım.
Aslında zor bir iş.
Yanlış anlamayın, benim anlatacağım bar; dumansız ve fuhuşsuz, gizli odaları, gizli kameraların olmadığı dönemlere ait!
Konuya girmeden çok kısa Amerikan bar konusundan söz edeceğim.
Amerikan bar diye vurgulama yapmamın sebebi, bizde bar denince anlam karmaşasının olması! Şöyle ki, Türkçede bar denince akla başka mekânların gelmesi.
Bar denince Türk halkının aklına, kırmızı ışıklı loş mekânlardaki yaşamlar üşüşür.
Viski yerine açık çay, sahte içkiler, çabuk sarhoş eden “Cin Fis” adlı berbat içki… Bu içki, pudra şekeri ile tatlandırılmış, en ucuz cinden yapılır.
Ekmek parası uğruna vücudunu sermaye eden kadınlar, astronomik hesaplar ve sonunda bir güzel dayak.
Yani kan revan içinde sona eren gecelerin mekânları!..
Benim anlatmak istediğim yerler buralar değil tabii ki!.. Bizim kuşağın sığındıkları, dünyanın dört bir yanında olan mekânlar.
Amerikan barları!.. Veya kaldırım kafeleri… Veya pub’lar…
Bebek Oteli ve Barı’nın sahibi, Türkiye’ye pek gelmeyen Karamanoğlu ailesinin bir üyesiydi. Sanırım mülkiyet hâlâ bu aileye ait.
Bu otelin barının benim yaşamımda çok önemli bir yeri vardır. Şöyle ki: Balayımın ilk gecesini bu otelin odalarından birinde geçirdim.
Ayrıca 40 yıla yakın bir süre, buranın meşhur barına dirsek dayadım.
Kimler bu barın müşterisiydi?
Efendi, entelektüel takımından kim aklınıza gelirse ona burada rastlayabilirdiniz.
Gazeteciler, reklamcılar, patronlar, iş adamları, politikacılar, Boğaziçi’nin hocaları, güzel kızlar, yazarlar (Adalet Ağaoğlu bazen ev terlikleriyle gelirdi), ressamlar, sinemacılar…
Hatta bu bardan diploma alanlar bile vardı. Diplomalar uzun yıllar duvarlarda asılı kaldı.
Kiraz ağacından yapılan bar, daha önce Park Oteli’nin barıydı. Üstünde kimin nereye dirsek dayayacağını belirten plaketler bulunuyordu: Yahya Kemal, Doğan Nadi, Mücap Ofluoğlu…
Barı, ünlü Türk halk müziği sanatçısı Ruhi Su’nun oğlu Güngör Su işletiyordu. Güngör Bey, başında siyah şapkasıyla terasın bir kenarında oturur, viskisini yudumlar, purosundan hokkalı nefesler çekerdi. Kimseyle konuşmazdı. Arada bir karısı eşlik ederdi.
Birçok garsonun komilik günlerini hatırlıyorum.
Şef İsmail, garson Dağıstan ve Nurettin müşterilerin akrabasıydı sanki!
İddia edebilirim ki barmen Ayhan’ın martinini İstanbul’da kimse yapamazdı. Bu içkinin özel müşterileri vardı!
Zaten tüm müşteriler, birbirlerinin bugünkü tabirle kankasıydı. Herkes, her dedikoduya........
