menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Geç gelen adalet, adaletsizliğin en kibar halidir

22 0
19.04.2026

İnsan, ömrünün en keskin dönemeçlerinden birinde olduğunu ancak o virajı çoktan döndükten sonra fark eder. Birini son kez ne zaman göreceğimizi asla bilemeyiz. Çünkü hayat, son randevular için görkemli sahneler kurmaz, ışıkları karartmaz ya da fonda hüzünlü bir müzik çalmaz; aksine, ayrılığı alelade bir anın, yarım kalmış bir şakanın ya da alışılmış bir sabah vedasının arasına sinsi bir toz tanesi gibi gizler. Hatta bazen veda bile etmeyiz, “sonra” kelimesinin sarsılmaz bir vaat olduğuna o kadar eminizdir ki, vedalaşmayı erteleriz.

O son karşılaşmada, üzerimizdeki gömleğin düğmesini, avucumuzdaki çayın sıcaklığını, gökyüzündeki bulutun şeklini fark ederiz de o saniyenin bir uçurumun kıyısı olduğunu aklımıza bile getirmeyiz. Zaman, o kıymetli saniyeleri sıradanlık hırkasına sıkıca sarıp sarmalar ve bizden saklar. Şanslı olanlar, farkında olmadan da olsa heybelerine şefkat doldurabilenlerdir. Farkında olmadan söylenen bir “kendine dikkat et” uyarısı, bir montun önünü iliklerken mırıldanılan “üşütme” sakınması ya da kapı eşiğinde savrulan bir “seni seviyorum” cümlesi; sonrasında koca bir ömür boyunca sığınılacak, soğuk kış gecelerinde içimizi ısıtacak yegâne limanlar haline gelir.

Kayıp, o soğuk eliyle kapımızı çaldığında ise zihin, o son saniyenin içine sığınır ve kendisine orada yeni bir ev inşa eder. Artık gerçeklikte değil, o anın içinde yaşar. O kişiye yeniden dokunabilmek, kokusunu sanki hâlâ oradaymış gibi bir kez daha ciğerlerine çekebilmek için o sıradan anı bir film rulosu gibi geriye sarıp defalarca, binlerce kez izler. Yaşandığı sırada hiçbir kutsallığı olmayan o saniyeler; pişmanlığın ve özlemin imbiğinden........

© T24