menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kalıcılık tesadüfi olabilir mi?

9 1
08.02.2026

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

08 Şubat 2026

Her sabah uyandığımızda, daha gözümüzü tam açmadan, görünmez bir el bizi biraz daha tüketmeye davet ediyor. Daha çok satın almaya, daha hızlı harcamaya, daha eskitmeden yenisini istemeye…

Reklamlar, algoritmalar, vitrinler ve “hak ettin” cümleleri arasında, ihtiyaç ile arzu arasındaki çizgi çoktan silinmiş durumda. Oysa bu hızın ve bolluk illüzyonunun ardında sessizce tükenen yalnızca cüzdanlarımız değil; suyumuz, toprağımız, zamanımız ve ortak geleceğimiz.

Modern hayat bize sürekli daha fazlasını, yenisini, hızlısını fısıldarken, bugün asıl radikal olan belki de durup “yeter” diyebilmek; kaynakları farkındalıkla kullanmayı, tüketimi değil hayatı çoğaltan alışkanlıklara tutunmayı yeniden hatırlamak.

Avrupa’nın pek çok kentinde, bir sokağın köşesinde duran küçük bir kafe ya da yüzyıllardır aynı meydanı tutan bir bina, modern dünyanın “daha büyük, daha yeni, daha hızlı” çağrısına bilinçli bir itaatsizlik gibidir.

Paris’te üç kuşaktır aynı tezgâhta ekmek satan bir fırın, Viyana’da yüz elli yıldır tabelası neredeyse hiç değişmemiş bir kahvehane ya da Floransa’da cephe taşları eskidikçe güzelleşen bir apartman… Bu mekânlar yalnızca ayakta kalmayı değil, aynı kalmayı seçer. Şubeleşmeyi bir başarı ölçütü olarak görmez, büyümeyi her zaman ilerleme sanmaz; sürekliliği, kök salmayı ve hafızayı önceleyen bir anlayışı temsil eder.

Bu kültürde değer, çoğalmaktan çok derinleşmekle ilgilidir. Aynı masada, sandalyede oturan binlerce insanın bıraktığı iz, duvarlarda biriken zaman, tamir edilerek kullanılan masa, yenisiyle değiştirilmek yerine onarılan pencere… Hepsi, tüketimin hızına karşı yavaşlığın; geçiciliğe karşı kalıcılığın estetik ve etik bir tercih olduğunun kanıtıdır.

Avrupa şehirlerinin merkezlerinde yükselen zincirler, bu kadim mekânların yanından geçerken bile onların hikâyesini silemez; çünkü burada mekân, yalnızca ticari bir alan değil, kolektif bir bellektir.

Belki de bu yüzden Avrupa’nın klasikleşmiş hâlleri bize şunu fısıldar: Her şeyin çoğalması gerekmez. Bazı şeyler, tam da oldukları yerde ve oldukları gibi kaldıkları için kıymetlidir. Tüketimle tanımlanan bir dünyada,........

© T24