Hamdi Furtun: Çizgilerle hayata tutunan bir ömür
Ordu’nun kültürel hayatında derin izler bırakan isimlerden biri olan Hamdi Furtun, kısa ömrüne rağmen hem sanatsal üretimi hem de yaşam mücadelesiyle çok özgün bir karikatürist. 19 Haziran 1950’de Ordu’da dünyaya gelen Furtun, ilk ve ortaöğrenimini doğduğu şehirde tamamladı. Ancak henüz 15 yaşındayken yakalandığı çocuk felci, hayatını köklü biçimde değiştirdi ve büyük ölçüde hareket kabiliyetini kaybetmesine neden oldu.
Ne var ki bu ağır fiziksel engel, onun üretme arzusunu bastırmak yerine daha da güçlendirdi. Büyük bir azim ve sabırla kendi çalışma yöntemlerini geliştirerek, parmaklarını sınırlı da olsa kullanmayı yeniden öğrenerek sanatla kurduğu bağı koparmadı. 1968 yılında karikatür çizmeye başlaması, onun için yalnızca hayata yeniden tutunmak değil sanat yolculuğunun da başlangıcı oldu.
Bu hafta sanatçının Ankara’da yaşayan kardeşi Ahmet Oral Furtun ile yaptığım görüşme, hikâyeye daha yakından tanık olmama ve daha geniş bir çerçeveden bakabilmeme imkân sundu. Ankara’da ciddi bir sağlık mücadelesi veren Ahmet Furtun kendi imkânlarıyla 2004 yılında abisinin çalışmalarını sınırlı sayıda, sadece aile bireyleri için bir kitapta toplamış ve yayınlamış. Bu mütevazı çalışma, aslında çok daha geniş kitlelere ulaşmayı hak eden, yerelden ulusala uzanan bir kültür mirası niteliğinde.
Hamdi Furtun’un sanat yaşamındaki ilk önemli kırılma ise 25 Eylül 1969’da yaşanıyor; ilk karikatürü dönemin ünlü haftalık mecmuası Hayat dergisinde yayımlanıyor. Bu tarihten sonra başta Gırgır olmak üzere Batı Almanya’da yayımlanan “Biber” mizah dergisinde, yine Almanya’da yayımlanan “Kölner Jugendblatt” mizah dergisinde, Sevgi Dünyası, Çivi, Kuzey Haber, Trabzon, Karadeniz ve Ordu gazetelerinde çizimleri yer alıyor. Özellikle Oğuz Aral’ın öncülüğünü yaptığı Gırgır dergisiyle kurduğu bağ, onun büyük çevrelerle ve sanatla ilişkisini daha da derinleştiriyor.
Furtun’un çizgileri, yalnızca güldürmeyi amaçlayan mizahi karikatürler değil! Onun eserlerinde insan sevgisi, toplumsal duyarlılık ve evrensel değerler çok güçlü bir biçimde görülüyor. Çoğu zaman yalnızca penceresinden gözlemleyebildiği dünyayı, çizgileri aracılığıyla yeniden kuran sanatçı, sınırlı fiziksel imkânlara rağmen sınırsız bir ifade alanı yaratmayı başarmış.
1979 yılında Boğaziçi Üniversitesi tarafından düzenlenen Karikatür Yarışması’nda kazandığı “Yarışma Özel Ödülü”, önemli bir dönüm noktası çünkü bu ödül, aynı zamanda engellerin üreten ve düşünen bir beyin karşısında nasıl ortadan kalktığının güçlü bir göstergesi.
Furtun ailesinin kökleri Sürmene’nin Kucera (bugünkü Gültepe) köyüne uzanıyor. Eski Ordu Ticaret Odası başkanlarından baba Murat Furtun ve annesi Sevim Hanım oğullarının hastalığına çare bulabilmek için İsviçre’ye kadar gidiyor ama tüm çabalara rağmen bir tedavi imkanı bulanamıyor. Buna rağmen Hamdi Furtun, yaklaşık 20 yıl boyunca üretmeye devam etmiş ve hayata çizgileriyle tutunmayı sürdürmüş.
15 Şubat’ı 16 Şubat’a bağlayan gece, 1985 yılında henüz 35 yaşındayken hayatını kaybeden Furtun, ardında büyük bir emekle üretilmiş, insan sevgisiyle yoğrulmuş güçlü bir miras bıraktı. Bugün onun hikâyesi, yalnızca bir sanatçının yaşam öyküsü değil; aynı zamanda iradenin, direncin ve üretme kararlılığının etkileyici bir ifadesidir.
Ancak bu değerli mirasın, Ordu’nun kültürel belleğinde hak ettiği görünürlüğe henüz tam anlamıyla ulaşabildiğini söylemek zor. Oysa yapılması gerekenler açıktır: Ailesinin yayımladığı kitabın genişletilerek yeniden basılması, kapsamlı bir sergiyle eserlerinin gün yüzüne çıkarılması ve bu kıymetli sanatçının adının daha görünür kılınması… Bu noktada Ordu Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere ilgili tüm kültür kurumlarına önemli sorumluluklar düşmektedir.
Hamdi Furtun’un çizgileri, yalnızca bir dönemi anlatmıyor; insanın en zor koşullarda bile nasıl üretme gücü bulabildiğini, hayata tutunma iradesini ve sanatın iyileştirici yönünü hatırlatıyor hepimize.
