menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Daha neler: Yetişkinler için büyülü bir mola

19 0
14.10.2026

Çocukken çizgi film izlemeyen var mıdır?

Sanmıyorum.

Animasyonların hayal dünyasına daha kolay girebildiğimiz zamanlardı.

Büyüyüp yetişkin olduğumuzda sanki o hayal dünyasını hızla terk etmemiz gerekiyormuş gibi birçoğumuz tarafından terk edildi.

Canlandıranlar Festivali size bu büyülü dünyayı yeniden keşfetme imkânı sunuyor.

Bu festival, yetişkinler için—özellikle son zamanlarda yaşadığımız baskı ve karamsarlık ortamında— hayal edebileceğimiz bir dünya için ilham bile verebilir.

14. Canlandıranlar Uluslararası Film Festivali 19–25 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da izleyiciyle buluşuyor. 

Ben kaçırmayı düşünmüyorum. Sizi de bu büyülü dünyaya davet ediyorum.

Berat İlk ile bağımsız animasyon ve canlandıranlar üzerine

Türkiye'de bağımsız animasyon sanatına katkıda bulunan sadece birkaç kurumsal yapı ve festival var. Canlandıranlar Derneği bunların başında geliyor. 

Dernek, 2013 yılından beri düzenlediği Canlandıranlar Uluslararası Film Festivali ile animasyon sanatçılarını ve animasyon severleri bir araya getiriyor. Bu yıl “Daha Neler!” temasıyla Türkiye’den ve dünyadan animasyon filmlerini; gösterimler, özel seçkiler, ustalık sınıfı, sunum, söyleşi ve atölyelerle birlikte animasyon severlere sunuyor.

Berat İlk, 2013'ten itibaren Uluslararası Canlandıranlar Film Festivali'nin başkanlığını yürütüyor. Biz de bu vesileyle kendisiyle bir araya geldik.

Berat İlk

- Festivali konuşmadan önce Canlandıranlar hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?

İlk önce beni buraya davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Canlandıranlara aslında isminden başlamak isterim. Animasyon yabancı bir kelime, Türkçesi canlandırma. Canlandıranlar da bu işi yapan herkes. O yüzden ismimizi önemsiyoruz. Çünkü çizgi film ve animasyon bölümleri var. Ben de buralarda ders de veriyorum. Hatta Eskişehir Çizgi Film ve Animasyon Bölümü mezunuyum, ilk mezunlarındanım. Burada genelde çizenleri kapsaması ya da teknik üzerinden adlandırılması bana doğru gelmiyor. Bir de animasyon çok büyük bir ekip işi. Bizim yazana, çizene, çekene, boyayana, seslendirene, müziğini yapana, satana bir sürü insana ihtiyacımız var. Bunları da kapsasın diye ismimiz Canlandıranlar.

2008 yılında Bilgi Üniversitesi öğrencilerine yönelik kısa bağımsız canlandırma film atölyeleri düzenliyordum. Bu düzenlediğimiz atölyelerde filmler ürettik.

- Bilgi Üniversitesi'ndeki atölyeler Stop Motion üzerine miydi, daha çok animasyon mu? Sizin daha çok Stop Motion çalıştığınızı biliyorum.

Doğru, benim profesyonel olduğum alan Stop Motion. Hatta Bilgi'de 2006 yılında Stop Motion dersini açtım. Sanırım üniversitelerde benden önce Stop Motion dersi yoktu. Vedat Ar'ın, Mimar Sinan'ın Tatbiki ve Uygulamalı Güzel Sanatlar Okuluyken yaptırdığı kendi stüdyosunda Stop Motion reklam filmleri var. Onları Turgut Çeviker'in araştırmalarından biliyoruz. Ama üniversitelerde Stop Motion dersi, bildiğim kadarıyla benim açtığım derslerle başladı.

Bilgi Üniversitesi'ndeki atölyelerde tekniği önemsemiyorduk, çizerek de yapabiliyorduk. Orada chalkboard denir ya da whiteboard diye de geçiyor, bildiğimiz beyaz tahtalara çizilerek yapılan animasyonlar da vardı ürettiğimiz, Stop Motion'lar da vardı. Ama asıl önemlisi, bu filmlerden Nazım Ulusoy'un Yırtık filmi Ankara Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü aldı. Bu beni çok motive etti. 2010 Avrupa Kültür Başkenti zamanında bir proje yazdım: Canlandıranlar Yetenek Kampı. Proje kabul edildi. Avrupa Kültür Başkenti zamanında yapılan tek animasyon projesiydi ve biz film üreterek başladık.

2010'u milat alırsak, Avrupa Kültür Başkenti desteğiyle biz Yetenek Kampı ile film üreterek başladık. Ondan sonra baktık ki !f gibi festivaller kapanıyor, biz ürettiğimiz filmlere yer bulamıyoruz, gösterim yeri bulamıyoruz, görünür olamıyoruz. Başka sorunları da acaba nasıl çözeriz derken 2011 yılında Canlandıranlar Derneği'ni kurdum ve çoğalmaya başladık. Kurulduğumuzdan beri kâr amacı gütmeyen bir derneğiz ve gönüllülük üzerinden çalışıyoruz. Ben de dahil ekipteki herkes gönüllü. 2012 yılında ASIFA Türkiye'yi kurdum. Bu da Uluslararası Animasyoncular Derneği'nin Türkiye şubesi. 2013 yılında da festivale başladık. Çünkü bizden önce Efe Efeoğlu'nun düzenlediği İstanbul Animasyon Festivali vardı. O da maddi imkansızlıklardan artık yapılamamaya başladı. Öyle olunca… ana akımların içerisinde animasyon; kısa, deneysel, belgesel gibi türlerin arasında bir sepette yer alıyordu o zamanlar.

- ASIFA'nın temel kuruluş amacı neydi daha çok?

ASIFA'nın temel amacı Soğuk Savaş yıllarına dayanıyor. O zamanlar internet yok, filmler analog. 35 mm ve 16 mm filmlerin dolaşımını sağlamak ve uluslararası gösterim yeri bulmak amacıyla kurulmuş. O yıllarda çok etkinmiş. Günümüzde ise hâlâ devam eden; 70'ten fazla ülkede binlerce üyesi olan, Annecy, Ottawa, Zagreb gibi büyük ve eski animasyon festivallerinin ortağı olan bir kuruluş olarak devam ediyor. Annecy 60 yıllık bir festival, bildiğim en eski festivallerden.

- Peki, bu festivalde bizi neler bekliyor? Festival seçkisine başvuran bağımsız filmlere baktığınızda yaratıcıların en çok hangi temalar etrafında dolaştığını görüyorsunuz? Ya da bizi bu yıl perdede nasıl bir ruh hali bekliyor?

Bu yıl festival yönetmenliğini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Evrim Kavcar yaptı. Bir sürü ülkeden bir sürü film başvuruyor bize. Özellikle Türkiye'den olanlara biz daha çok yer vermeye çalışıyoruz. Gösterim yeri ve seyirciyle buluşması için imkân yaratmaya çalışıyoruz.

Toplamda 14 seçkimiz, 90 kısa filmimiz, 5 uzun metrajımız var. Bunların 66'sı uluslararası, 10'u ulusal, 6'sı yarışma dışı film. Toplam 90 filmin içinde onur konuğumuz Thomas Renoldner'in iki tane seçkisi var. Biri "İlham Kürü" dediğimiz, Thomas'ın etkilendiği filmlerden oluşan bir seçki. Diğeri de Thomas'ın kendi filmlerinden oluşan bir seçki.

Thomas Renoldner

Festival olarak şöyle bir manifestomuz var: Canlandıranlar insan odaklı projeler yapıyor, odağımızda insan var. Festivalin odağında da insan var. Bizim her sene bir onur konuğumuz oluyor. İlk sene, 2013'te buna başladığımızda onur konuğumuz Nelson Shin'di. Shin; Star Wars'ta ışın kılıcının yaratıcısı, Pembe Panter animatörü olarak hayatına başlamış, sonrasında AKOM diye bir animasyon şirketinin CEO'su olmuş, üç yerde stüdyosu var: Amerika'da, Çin'de ve Kore'de. Nelson buraya geldi, bize filmlerini getirdi, kendisini getirdi. Nelson'la filmleri izleyip, onu etkileyen filmleri onunla birlikte izleyip yeni yetenekleri onunla buluşturarak, projelerini konuşturarak, ondan ilham alarak devam ettik. Michel Ocelot'lar, Lea Zagury'ler, Sayoko Kinoshita'lar gibi dünyanın bir sürü yerinden, hemen hemen her kıtadan konuğumuz oldu. Biz 2013 yılından beri kesintisiz, aralıksız devam ettirdik bu festivali.

Şimdiki festivallere, özellikle ana akım festivallere baktığınızda film yapımlarını destekleyen platformlar da eklendi. Ama bizim alamet-i farikamız Yetenek Kampı'ndan geliyor. Bizim ürettiğimiz filmler festivali doğurdu, biz biraz ters başladık ve bunu devam ettiriyoruz. Yetenek Kampı'nın bu sene 16. senesi.

Festivalimiz 19-25 Ekim tarihlerinde Fransız Kültür Merkezi, İBB Beyoğlu Sineması, İBB Sinema Ofisi ve İMC gibi mekanlarda olacak. Programımız web sitemizde var. Filmlerin künyeleri, bilgileri, seçkilerimiz ve etkinliklerimiz ayrıntılı olarak yer alıyor çünkü dolu dolu bir programla geliyoruz.

Toplam 90'dan fazla kısa filmimiz, 5 uzun metraj filmimiz var. Bunların içinde 14 seçki, masterclass'lar (ustalık sınıfları), söyleşiler ve atölyeler yer alıyor. Sektöre dair bir buluşma olan "Yönetmenler Çemberi" var. Bunların hepsi bir hafta içinde bu mekanlarda gerçekleşecek.

Thomas'ın ustalık sınıfı, "Sanatçı Olarak Yaşamım" başlığıyla kendi yolculuğunu filmleri üzerinden anlatacak. Diğer bir ustalık sınıfında Myoung Baek, "Animasyona Başlamak" adlı bir sunum yapacak. Uzun metrajlarımızdan Blaze filmi ilk defa Türkiye'de prömiyerini yapacak. Blaise filminin senaristi geliyor, Clemens Lebatteux ile senaryo üzerine bir söyleşimiz olacak.

Onun dışında Saygı Kuşağımız var. Yılmaz Büyükerşen'in Maarif filmi gösterilecek. Aynı zamanda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden Doçent Doktor Mehmet Şiray'ın katılımıyla, Başak Ürkmez'in moderatörlüğünde film üzerine bir söyleşi yapılacak.

Persepolis, Marjane Satrapi

Uzun metrajlarımız arasında Marjane Satrapi'nin Persepolis filmi var. Marjane'ın aramızdan ayrılması bizi de çok üzdü, kendisini getirmeyi çok istedik ama denk gelmedi. Filmi Persepolis ile aramızda olacak. Gezegenler diye bir filmimiz var. Murakami'nin öykülerinden yola çıkan Kör Söğüt Uyuyan Kadın var. Gezegenler bence çok ilginç bir film, izlenmesini tavsiye ediyorum. GUPI'nin sunduğu Demir Çocuk (Iron Boy) var.

Bunun dışında atölyelerimiz olacak. Animasyona başlamak isteyen ama bir türlü başlayamayanlar için atölyeler herkese açık. Katılanların sadece kayıt formunu doldurması gerekiyor çünkü atölyelerin bir kapasitesi var, onun üstüne çıkamıyoruz. İlgili olan, seven herkes gelebilir, atölyelerimize katılabilir.

Atölyelerimizin dışında Restorasyon Kuşağı var: Sinemanın Hafızasına Yolculuk. Tonguç Yaşar'ın Amentü Gemisifilmini restore ediyor Sami Şekeroğlu Sinema-TV Merkezi. Başak Ürkmez'in de arşivde sinemanın hafızasına yolculuk turu olacak, bunun için de kayıt almaları gerekiyor.

- Geçtiğimiz haftalarda İzmir'de Nâzım Hikmet sergisine gitmiştim ve orada Nâzım Hikmet'in senaryosunu yazdığı, Rus yapım şirketi Soyuzmultfilm tarafından yapılan ödüllü "Hanene Huzur Dolsun" ve "Sevdalı Bulut" filmlerini ilk kez gördüm ve çok heyecanlandım. Bu filmlerin ilk kez Canlandıranlar Film Festivali'nde gösterildiğini öğrendim. Canlandıranlar Festivali'nde bu tür sürprizleri olan, arşivden ortaya çıkan üç film sayarsanız hangilerini söylerdiniz?

Nâzım Hikmet'in filmleri benim açımdan da çok önemli. Çünkü Türkiye'den çok iyi karakter........

© T24