Dijital egemenlik çabaları: Rusların 5G baz istasyonu ve ULAK
Dünya, klasik jeopolitik rekabetin ötesine geçen yeni bir çabalama alanına girmiş durumda: "dijital egemenlik". Bu mücadelenin merkezinde şimdilerde 5G altyapısı, veri akışları ve bunları kontrol eden teknolojik sistemler yer alıyor. Yaptırımlardan ders alan Rusya’nın yerli 5G baz istasyonu geliştirme hamlesi, bu savaşın en güncel örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Onlar mecburi başladılar, biz de gönüllü başladığımız ama başaramadığımız ULAK ile bir 15 yıl geçirdik.
Rusya’nın hamlesi: Bağımsızlık arayışı
Batılı teknoloji şirketlerine erişimin kısıtlanması sonrası Rusya, telekom altyapısında dışa bağımlılığı azaltmak için yerli çözümlere yöneldi. Bu kapsamda 2 ayrı firma yani Yadro (ICT Holding şirketi) ve Irteya (MTS ile bağlantılı) tarafından geliştirilen yerli 5G baz istasyonları, ülkenin “egemen altyapı” hedefinin bir parçası olarak konumlanıyor. Ayrıca Ar-Ge tarafına Rostec (devlet teknoloji holdingi) ve anten teknolojisi alanında Moskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü geliştirmeye katkı veriyor.
Ancak sahadaki gerçeklik, bu hedefin henüz başlangıç aşamasında olduğunu gösteriyor. Rusların yerli sistemleri büyük ölçüde pilot seviyede kalırken, geniş ölçekli bir ağ kurulumu henüz gerçekleşmiş değil. Rusya hala geliştirme ve erken üretim aşamasında, tam endüstriyel ölçeğe geçilmemiş durumda. Resmi plana göre, Rusya'nın çok iddialı ama gecikmiş bir yol haritası var.
2025 → yerli ekipmanla pilot testler 2026 → büyük şehirlerde ticari dağıtımın başlangıcı 2030 → ~16 büyük şehirde 5G, ~17,8 milyon kullanıcı 2035 → ülke çapında genişleme
Ölçek hedefleri: 2030 yılına kadar ~75.000 yerli baz istasyonu planlanıyor Yıllık üretim hedefi: yılda 30.000 adede kadar Yapısal açık: Rusya'nın 2030 yılına kadar ~250.000 istasyona ihtiyacı olabilir
Uzmanlara göre sorun sadece teknoloji geliştirmek değil, bir ülkenin dijital sinir sistemini sıfırdan kurmak daha zor. Bir 5G ekosistemi için gerekli olanlar:
Gelişmiş yarı iletken üretimi Radyo teknolojileri (Massive MIMO, beamforming) Bulut tabanlı çekirdek şebeke Uluslararası standartlara uyumBu alanlarda küresel hakimiyet hâlâ sınırlı sayıda oyuncuda. Yani Ericsson, Nokia ve Huawei'de. Çip üretimi tarafında ise TSMC ve Samsung Electronics gibi aktörlere bağımlılık sürüyor. Bu tablo, dijital egemenliğin sadece politik değil, endüstriyel kapasite meselesi olduğunu ortaya koyuyor.
Yeni dünya düzeni: Teknoloji blokları
Bugün küresel teknoloji ekosistemi üç ana blok etrafında şekilleniyor:
ABD: yazılım, bulut ve yarı iletken tasarım gücü Çin: uçtan uca üretim ve devlet destekli ölçek Avrupa: kritik telekom altyapı sağlayıcılarıBu yapı içinde Türkiye ya da Rusya gibi ülkeler ya bağımlı kalmak ya da maliyetli bir yerelleşme sürecine girmek zorunda. Dijital egemenlik arayışı, beraberinde ciddi bir ikilem getiriyor. Ya yerli sistemlere yönelerek, kontrolü elinizde tutacaksınız. Ya da daha yüksek performans ve düşük maliyet nedeniyle küresel sistemleri tercih edeceksiniz.
Rusya örneğinde görüldüğü gibi, yerli üretim mümkün ama rekabetçi ve ölçeklenebilir hale getirmek çok daha zor. Biz bunu 4.5G baz istasyonu üreten Ulak ile de son 15 yıldır deneyimledik.
Gördük ki olay sadece 4.5G ya da 5G networkleri kurmak değil. Veri merkezleri, fiber altyapı ve IDN (trafik değişim noktası) gibi bileşenler olmadan gerçek dijital egemenlik mümkün değil. Aksi durumda, altyapı yerli olsa bile, veri ve trafik kontrolü yurt dışına bağımlı kalmaya devam eder. Yani dijital egemenlik olmaz.
Önümüzdeki dönemde rekabet, yapay zekâdan ve uygulamalardan önce, altyapı üzerinde yoğunlaşacak. Çünkü, altyapıyı kontrol eden, veriyi kontrol eder ve veriyi kontrol eden, ekonomiyi ve siyaseti şekillendirir.
Sonuç şu, bir baz istasyonu üretmek mümkün ama bir ekosistem kurmak zor. Sürdürülebilir ve rekabetçi hale getirmek ise küresel güç dengelerini değiştirecek kadar zor. 21. yüzyılda egemenlik artık sadece sınırlarla değil, kablolar, veri merkezleri ve baz istasyonlarıyla ölçülüyor.
ULAK: “Yapabildik” ama neden “başaramadık”?
Türkiye yıllardır “yerli ve milli teknoloji” söylemini en çok telekom üzerinden kuruyor. Bu söylemin en önemli vitrini ise tartışmasız ULAK Haberleşme. Ama artık şu soruyu açıkça sormanın zamanı geldi: “ULAK gerçekten bir başarı mı, yoksa kaçırılmış bir stratejik fırsat mı?”
Türkiye, ULAK ile önemli bir eşiği geçti. Baz istasyonu üretilebildi. Bu küçümsenemez. Çünkü dünyada bunu yapabilen ülke sayısı sınırlı. Ama sorun şu, telekom bir ürün işi değil, strateji ve sistem işidir. Bugün dünya telekomunu Ericsson, Nokia ve Huawei domine ediyor. Bunlar sadece baz istasyonu üretmiyor. Uçtan uca sistem kuruyorlar. Yani çekirdek şebeke (core), bulut altyapısı, yazılım orkestrasyonu ve global servis ağı.
Türkiye ise, RAN yaptı, ama stratejiyi ve ekosistem kuramadı. ULAK’ın kaderini belirleyen teknik değil, politik bir sorun oldu: ölçek eksikliği. Yani sorular basit:
Neden tüm yerli operatörler ULAK kullanmak zorunda değil? Neden uzun vadeli alım garantisi verilmedi? Neden yerli ürün stratejisi bir “sanayi politikası”na dönüşmedi?Sonuç, ULAK piyasada rekabet etmek zorunda bırakıldı ama global rakipleri devlet destekli devlerdi. Bu, eşit bir rekabet değil.
Türkiye’nin en büyük çelişkisi şu; “yerli teknoloji” diyoruz ama ihalelerde en ucuz yabancı ürünü tercih ediyoruz. Bu bir strateji değil, çelişki.
ULAK’a verilen mesaj şu oldu, “var ol ama büyüme”. ULAK başladığında dünya 4G’deydi. Bugün, dünya 5G SA konuşuyor. 6G araştırmaları başladı. Türkiye ise hâlâ, ULAK’ı yaygınlaştırma tartışması yapıyor. Bu sadece gecikme değil. rekabetten düşme aanlamına geliyor.
Bugün herkes "yerli teknoloji" ya da güncel deyimle “dijital egemenlik” diyor. Ama gerçek dijital egemenlik, veri merkeziyle olur, fiberle olur, bulut ile olur, yazılım ekosistemiyle olur. ULAK bu zincirin sadece bir halkası ve en kritik halkalar hâlâ eksik. Buna bürokrasinin de aymazlığını eklemek lazım. Ortaya çıkan ürünü, kendisi geliştirmemiş olan bürokrasinin “biz yaptık” gösterisi uğruna da hatalar yapıldı.
ULAK, Türkiye’nin neyi yapamadığının kanıtı, strateji kuramadık, ölçek yaratamadık, ekosistem inşa edemedik, sadece gösteri yaptık. Bu noktada asıl soru şu; Türkiye gerçekten teknoloji üretmek mi istiyor, yoksa teknoloji üretmiş gibi mi görünmek istiyor?
ULAK hâlâ kurtarılabilir mi? Evet ama, "zorunlu" yerli kullanım politikası, uzun vadeli devlet alım garantisi, veri merkezi + fiber + bulut entegrasyonu ve gerçek bir ulusal teknoloji stratejisi geliştirilmesi gerekli. Aksi halde, ULAK, Türkiye’nin sanayi tarihine “iyi niyetli ama yarım kalmış bir girişim” olarak geçecek.
Türkiye ULAK ile “biz de yapabiliriz”i kanıtladı ama “biz bunu büyütebiliriz ve dünyayla rekabet edebiliriz”i kanıtlayamadı. Ve dijital çağda asıl mesele tam olarak bu.
