Tiyatrocu Onur Şenay: Bu kaotik düzende sanatın iyileştirici ve birleştirici gücüne ihtiyacımız var
Pandemi döneminde Tiyatronet adıyla kurulan ve daha sonra thehouseseat ismini alan dijital platform, sahne sanatlarını kaydederek dijital bir arşive dönüştürüyor. Tiyatro oyunlarına çevrimiçi erişim imkânı sağlayan sistem, izlenme oranlarına dayalı telif modeliyle sanatçılar ve tiyatro ekipleri için alternatif bir gelir yapısı oluşturmayı hedefliyor.
Platformun kurucusu ve tiyatro sanatçısı Onur Şenay; tiyatroyu dijitale taşıma fikrinin ortaya çıkış sürecini, Tiyatronet’ten global bir platforma dönüşüm adımlarını, sahne rejisi ile kamera kaydı arasındaki teknik farkları ve oluşturdukları gelir dağılım modelini T24’e anlattı.
Söyleşinin tamamını dinlemek için tıklayın
- İlk sorum tiyatroyu dijitale taşıma fikri nasıl ortaya çıktı?
Tiyatroyu dijitale taşıma fikri tamamen pandemi dönemiyle ortaya çıktı. Pandemide herkesin eve kapanmasıyla birlikte, biz oyuncuların yalnızca sahnede var oldukça gelir elde edebildiğini, evde oturduğumuzda para kazanmanın pek mümkün olmadığını bir kez daha acı bir şekilde gördük. Türkiye şartlarında zaten sahne bulmak ve sürekli oyun oynamak kolay değil. Bu süreçten en çok etkilenen kesimlerden birinin sanatçılar olduğu ortaya çıktı. Müzisyenler ve ressamlar da benzer zorlukları paylaştı ancak tiyatrocular bu durumdan çok daha derin sarsıldı. Biz aslında daha önceden böyle bir dijitalleşme planı yapıyorduk fakat pandeminin etkisiyle bu işi çok daha ciddiye almamız gerektiğini anladık.
Bizler sahnede oynarken varız, oynamadığımız zamanlarda yokuz. Bu düşünceyle ilk olarak Tiyatronet adıyla kurduğumuz, daha sonra dünya markası vizyonuyla thehouseseat olarak güncellediğimiz platformumuzu hayata geçirerek dünyaya açıldık. Şu an platformda 50’yi aşkın tiyatro grubunun oyunu bulunuyor. Türkiye'den başlayan bu yolculuk globale taşındı; şu an Avustralya hariç hemen her kıtada 60 bini aşkın üyemiz var. Dünyanın dört bir yanında nefes alabiliyor olmak ve böylesine dikkat çeken bir etkileşim yaratmak bizi çok mutlu ediyor. "İyi ki böyle bir platform kurmuşuz" diyoruz, çünkü bunun sektöre kazandırdığı pek çok avantaj oldu.
Başlangıçta bu projeyi bir "almanak" olarak hayal etmiştik. Tiyatro mesleği doğası gereği suya yazı yazmak gibidir; oynanır ve biter, bir daha görme şansınız olmaz. Muhsin Ertuğrul’ların, Genco Erkal’ların, kaybettiğimiz değerli aktörlerimizin veya yazarlarımızın eserlerine ulaşma şansımızın giderek azaldığını görmek bizi çok rahatsız ediyordu. Bütün bu belleği bir arada toplayabileceğimiz bir sanat merkezi oluşturma fikriyle yola çıktık ve bu vizyonu bugün thehouseseat çatısı altında izleyicilerle buluşturuyoruz.
Onur Şenay (sol başta)
- Peki kataloğu oluştururken dikkat ettiğiniz bir şeyler var mı? Mesela neye göre seçiyorsunuz bir oyunu oraya koymak için?
Seçkiyi oluştururken tek başıma karar vermiyorum elbette ancak kişisel fikrimi belirtmem gerekirse; herhangi bir ayrım yapmadan tüm oyunlara platformda yer vermemiz gerektiğine inanıyorum. Koskocaman bir platformumuz var ve içerik yoğunluğunun teknik bir sınırı yok. Hangi oyunun izleneceği tamamen seyircinin tercihine kalmış bir durum. Bizim asıl amacımız, hayatımızda ilk defa dünya üzerinde tiyatro oyuncularının düzenli telif geliri elde edebileceği bir sistem yaratmaktı. Televizyon sektörünün bile telif hakları konusunda henüz yeni yeni adımlar attığı bir dönemde; biz tiyatrocu, oyuncu ve yazar dostlarımızla bu hakları paylaşabilmeyi merkeze aldık.
Bu yüzden herkesin bu çatı altında olmasını istiyoruz. Seyircinin izleyip izlememesi bizim müdahale alanımızın dışında kalıyor. Önemli olan; prodüksiyonun büyük ya da küçük olmasından, kadroların gücünden bağımsız olarak tüm ekiplerin orada var olabilmesi, kendilerini gösterebilmesi ve gerektiğinde eksiklerini görebilecekleri bir alan bulabilmesidir. Platform olarak bunu başarıyla sağladığımızı düşünüyorum.
- Prodüksiyonun bir önemi var mı?
Tom Hanks'in oynadığı Yeni Hayat (Cast Away) filmini örnek verebilirim; oyuncu isimlerinin büyüklüğü dışında devasa bir prodüksiyona dayanmıyordu. Orada aslolan hikâyeydi, metindi. Bir adada tek başına hayatta kalmaya çalışan bir adamın varoluş mücadelesi önemliydi. Bu nedenle bir tiyatro oyununda da prodüksiyonun büyüklüğünden ziyade, öncelikle doğru kurgulanmış bir metnin ve iyi hazırlanmış bir rejinin çok daha önemli olduğuna inanıyorum. Elbette iyi bir prodüksiyon harika bir destekleyicidir, bunun yanlış anlaşılmasını istemem. Ancak her şey prodüksiyondan ibaret değildir. Asıl mesele zekâdır; bu zekâyı sahneye iyi yansıtıp insanların o heyecanı yaşayabileceği atmosferi kurabilmektir.
- Sahnedeki oyuncunun kameralara karşı da oynadığını düşünmesi o kayıt esnasında bir şeyi farklı yapıyor mu sizce?
Bu durum oyuncudan oyuncuya değişir. Birini etkilemezken diğerinde farklı bir reaksiyon yaratabilir. Sahne deneyimi, heyecan kontrolü veya oyuncunun o anki ruh hali çok belirleyicidir. Dışarıda yaşanan basit bir tartışma bile sahneye yansıyabilir. İdeal olan, oyuncunun tiyatroya adım attığında dışarıdaki tüm hayatını paltosunu çıkarır gibi kuliste bırakıp sahneye tamamen arınmış bir şekilde çıkması ve oyunun ruhuna uygun hareket etmesidir. Fakat kameraların varlığı kimisinde heyecan yaratırken, kimisinde hiçbir etki bırakmayabilir.
Ancak burada asıl dikkat çekici bulduğum nokta farklı. Bir oyunu sahneye koyan tiyatro yönetmeni ile o oyunu dijital platform için kameraya çeken yönetmenin aynı kişi olmaması durumunda, fikirlerin örtüşmesi zaman zaman zorlaşabiliyor. Yani oyuncunun kameradan etkilenmesinden ziyade, tiyatro yönetmeniyle çekim yönetmeninin ortak bir........
