Baver Karahancı tiyatronun hâllerini anlatıyor: Bağımsız tiyatro rasyonel bir iş değil ama anlatma arzusu dinmedikçe ölmez
Gündüzleri adliyede avukat, akşamları ise bağımsız sahnelerde tiyatrocu olan Baver Karahancı; hem yazıp oynadığı Hiç Dünya, yazarı olduğu Bir Düşte İki Berduş ve oyuncu kadrosunda yer aldığı Tanıdığım Tüm Erkekler oyunlarıyla seyirci karşısına çıkıyor.
Karahancı; varoluşsal meseleleri karanlık bir mizahla ele alan oyunlarını, hukukun somut kuralları ile sahnenin kurgusal yapısı arasında kurduğu bağı, sahnede peşine düştüğü biçim arayışlarını ve günümüz koşullarında bağımsız tiyatro yapmanın zorluklarını T24’e anlattı.
Söyleşiyi dinlemek için tıklayın
- İlk olarak bize biraz kendinden bahseder misin?
Tiyatro serüvenim aslında hukuk serüvenimden çok daha önce başladı. Ortaokul yıllarında tiyatroya başladım. Sonra oradan gelen hevesle ve arzuyla bir şekilde tiyatroya devam ettim. Üniversite yıllarında hukuk okurken bir yandan da üniversite kulübünde tiyatro yapmaya devam ettim. Mezun olmamın akabinde Amed Şehir Tiyatrosu'nun bir oyunculuk okulu vardı, orada eğitim aldım. Sonrasında da çeşitli ekollerden oyunculuk eğitimleri almaya, atölyelere katılmaya devam ettim.
- Hukukun katı kuralları vardır; yani bir kitabı vardır bu işin, o kitaba göre işler. Ama sahnede bir sınırsızlık, bir özgürlük alanı vardır. Burada benim sormak istediğim şey şu: Birincisi, hukuk alanında eğitim almış ve aktif olarak avukatlık da yapan birisi olarak o eğitimin, o formasyonun tiyatroya bir katkısı var mı? Tiyatronun o tarafa bir etkisi var mı? Bir de bu ikisi arasında nasıl bir denge kuruyorsun? Yani sabahtan akşama kadar adliyede koşturup akşam sahneye mi çıkıyorsun? Nasıl oluyor biraz?
Öncelikle denge kuramıyorum. O başarabildiğim bir şey değil. Kendimi, zamanımı iyi bir şekilde yönetmeye çalışıyorum diyelim. Herhangi bir işi aksatmamaya çalışıyorum öncelikle ama bunu iyi yönetebildiğimi de söyleyemeyeceğim. Onun dışında ben iki alanı taban tabana zıt görmüyorum aslında. Birbirine oldukça yaklaştırdığım noktaları var hem hukukun hem tiyatronun.
Hukuk, özellikle avukatlık, aslında bir metni, somut verileri sizin nasıl ele aldığınız ve yorumladığınızla ilgili; tıpkı tiyatroda bir metni nasıl yorumladığınız ve nasıl ele aldığınız gibi. İkisi de kurgusal alanlar. Eninde sonunda bir metin vardır elinizde, belli veriler vardır ve kurgusal açıdan siz bunu yönetmeye çalışırsınız. Tiyatroda sahneye çıkarsınız, avukatlıkta da duruşma salonuna çıkarsınız, üstünüze bir cübbe giyersiniz. Aslında bunlar hiç gündelik olmayan şeyler. Tepeden biri size bakar, bir şeyler söyler, oyunu açar; siz de bir savunma yaparsınız, oynarsınız aslında orada bir anlamda. Aslında bu tiyatroda buna çok benziyor.
Yaptığımız şey yine karşımızdaki birilerine bir şeyleri olabildiğince iyi anlatmak. Bu bakımdan yaklaştırıyorum birbirine her iki alanı da. İkisinin de tabii çok başka incelikleri var ama en azından benim açımdan, belli açılardan birbirine fayda sağladığını söyleyebilirim bu iki alanın. Her ne kadar zamanı yönetmekte ve ikisine de eğilmekte zorlansam da.
- Peki hangi açılardan fayda sağladığını düşünüyorsun?
Buna iki şekilde cevap verebilirim. Birincisi, duruşma salonundaki hâl ve tavır olsun... Her ne kadar tiyatro olmasa da kendini iyi ifade etme yeteneği avukatlıkta çok gerekli, çok elzem bir şey. Bunun dışında, daha önceden söylediğim gibi, aslında verileri nasıl ele aldığınız, nasıl yorumladığınızla ilgili bir şey. Avukatlık doğrudan kuralların uygulanmasını sağlama değil; sizin onları nasıl yorumladığınız ve nasıl aktardığınız ile ilgili. Dolayısıyla bu açıdan özellikle birbirini beslediğini söyleyebilirim. Ama tabii ki çok farklı şeyler. Sadece ben özellikle birbirine yaklaştırmaya çalışıyorum.
Baver Karahancı Hiç Dünya oyununda
- Hiç Dünya, Bir Düşte İki Berduş, Tanıdığım Tüm Erkekler isimlerinde üç tane aktif oyunun var. Bize ne anlatıyorlar bu oyunlar?
Hiç Dünya ile başlayalım. Şu anda aktif hem oynadığım hem de yazdığım bir oyun. Hiç Dünya’yı aslında anlatması, oynamasından daha güç. Çünkü kapalı bir yapıya sahip, soyut bir anlatıya sahip bir anlamda. Ama basitçe anlatmak gerekirse; bir insanın yalnızlığını, yaşadıklarını, kayıplarını, onu nasıl dönüştürdüğünü, nasıl değiştirdiğini özgür irade perspektifinden ele alan bir oyun. Beckettiyen bir üsluba sahip. Ama klasik dramatik bir anlatıdan ziyade bir zihnin içi gibi parçalı bir yapıda, yer yer fiziksel tiyatronun ögelerine dayanan ilginç bir oyun olduğunu ve bence eğlenceli bir oyun olduğunu söyleyebilirim.
Bir Düşte İki Berduş benim yazdığım ilk oyundu. Daha önce ben de oynamıştım. Şu anda başka bir ekip oynuyor, çok da başarılılar bence. Yine bir anlamda Beckettiyen bir üsluba sahip diyebilirim onun için de. Fakat tabiri caizse bir orta oyunu mantığıyla ilerleyen; oldukça eğlenceli, müzikli, şenlikli bir oyun diyebilirim. İki zıt karakterin bir yaşam döngüsünde birbirlerine hapis kaldıkları ve bu hapiste belli konuları, belli olguları böyle bir diyalektikle şenlikli bir şekilde anlattıkları, tartıştıkları, bir yandan da tarihsel bağlamı olan bir oyun.
Baver Karahancı ve Aydan Akboğa, Tanıdığım Tüm Erkekler oyununda
Tanıdığım Tüm Erkekler’in yazarı Sarp Polat, genç bir yazar. Çok daha farklı bir oyun. Benim oynamaktan çok keyif aldığım bir oyun. Absürt bir vodvil olarak kendimce tanımlıyorum. Modern bir ilişki oyunu. Olmayan, ilerlemeyen ve beklentilerin bir türlü birbirini tutmadığı modern bir ilişki oyunu diyebilirim. Oldukça eğlenceli, çok da kalabalık, yine şenlikli bir oyun diyebilirim onun için de.
- Hiç Dünya ve Bir Düşte İki Berduş oyunlarında varoluşsal meseleleri, insanın sistemle ya da kendiyle olan kavgasını aslında böyle karanlık ama güçlü bir mizahla anlatıyorsun. Benim yaptığım okuma, yanlışsam beni düzelt lütfen, temelde nihilist bir mesaj verdiğini düşünüyorum. Merak ettiğim şu temelde, çok uzatmadan hemen sorumu sorayım: Madem günün sonunda her şey devasa bir hiçliğe varıyor, seni o masaya oturtup bu karakterleri yaratmaya, bu anlamsızlığın tiyatrosunu yapmaya iten motivasyon ne?
Çünkü hiçbir şey yapmıyor olmak, anlamsızlıkla baş edemeyişimizi daha da güçlendiren bir şey. Dolayısıyla aslında bunu anlatıyor olmak bile bizi bir Sisifos hâline getiriyor diyebilirim. Özellikle sanat alanında. Ama tam olarak nihilist bir çerçeveden de yazdım diyemem. Yani en azından onu amaçladım diyemem. Belki gelinen nokta o ama doğrudan ben bunu amaçladığımı düşünmüyorum. Varoluşsal bir şey yazıp anlamın da yer yer kaybolduğu, yittiği bir metin, bir yapı ister istemez nihilist bir okumaya itiyor izleyenleri.
Utku Güçoğlu, Gökay Müftüoğlu ve Baver Karahancı (soldan sağa) Bir Düşte İki Berduş oyununun provasında
Ama ben aslında bunu sahnede seyirciye "Bakın ben hayattan bunu anlıyorum ve siz de bunu anlayın" gibi değil de, "Bakın bu meseleler oldukça oyunsu bir şekilde de tartışılabilir" gibi bir amaçla yazdım. Dolayısıyla temel amacım ekiple beraber bunun oyunsu yanını tutabilmek, eğlenceli, yer yer de trajik yanını gösterebilmek ve tartıştırabilmek. Dolayısıyla seyircinin ne anladığı biraz onunla ilgili ve ben herkesin farklı hislerle, farklı düşüncelerle ayrılmasını da seviyorum. Hatta benden daha farklı düşüncelerle ve hislerle ayrılmasını daha hoş buluyorum.
- Bir Düşte İki Berduş tam bir "Ramazan eğlencesi." Oyunu bizim geleneksel tiyatromuzda var olan türleri düşünerek mi yazdın ve sahneye konulmasını istemiştin? Onun yaratım süreci nasıl oldu?
Aslında biraz öyle. Yani şu andaki ekiple ben yaratım sürecinde birlikte olamadım ama düşlediğim şeye epey yakın bir şeydi. Yani yazım sürecinde düşlediğim şeye epey yakın bir iş çıkarttıklarını söyleyebilirim. Ramazan eğlencesi demeniz hoşuma gitti aslında. Çünkü müziği, şenliği, oyunu oldukça bol bir oyun. Seyirciyi bir an olsun boş bırakmayan bir oyun.
Oyunu yazdığım sıralarda ilk aklımdan şu soruyu geçirdiğimi hatırlıyorum: "Acaba orta oyunu mantığıyla absürt tiyatroyu buluşturabilir miyiz? Buluşturursak nasıl bir şey olur?" gibi bir soru işaretiyle bir şeyler yazmaya başlamıştım. Sonuç olarak böyle eğlenceli bir iş çıktı. Ben de memnunum.
Baver Karahancı Hiç Dünya oyununda
- Bugünün ekonomik ve kültürel ikliminde alternatif sahnelerde var olmaya çalışmanın en yorucu tarafı ve tüm bunlara değdiğini hissettiren en büyük ödülün ne?
Bağımsız bir sanatçı olarak artık aslında tiyatro yapmak çok da rasyonel bir iş değil. Bunu böyle değerlendirmek lazım ve kimseyi de özellikle heveslendirmemek lazım diye düşünüyorum. Sadece yapma arzusuyla, anlatma arzusuyla devam edebilen, seyirciyle bir araya gelme arzusuyla devam edebilen bir iş hâline geldi ne yazık ki. Çünkü aslında oyunların bizi ekonomik olarak döndürmesinden ve karşılamasından çok, biz oyunları var etmeye ve bu konuda ısrarcı davranmaya çalışıyoruz.
Bu anlamda benim yönetmenim ve oyunların da yapımcısı olan, Neon Tiyatro'nun kurucusu Emre Dökücü aslında çok ısrarcı ve ısrarcı bir yerden biz bu oyunları var edebiliyoruz. Yine ekip arkadaşlarım da bu ısrarcılığıyla ancak oyunları var edebiliyor ve oynayabiliyor. Ama bu ne kadar mantıklı bir hâle geldi, bu çok tartışılır bir şey. Hem bizim açımızdan bence hem de seyirci açısından üzücü. Çünkü biz oyunları devam ettirme güçlüğü yaşadığımız kadar onlar da seyretmekte güçlük yaşıyor. Yani ilginç bir ilişkiye dönüştü bu. Kimsenin yeterince para kazanamadığı ama bir şekilde de kendini döndüren bir üretim alanına dönüştü bağımsız işler.
Özellikle ödenekli tiyatrolar da seyirciye başka bir alternatif sunuyor. Bununla da bağımsız tiyatrolar baş etmek durumunda kalıyor. Bir zorluğu var ama işlerin değişeceğini umuyoruz. Çünkü bir seyirci potansiyeli de var. Ciddi bir seyirci potansiyeli var bence, özellikle İstanbul'da. Bir şekilde hayatta kalıp, ayakta kalıp onlara ulaşacağımıza, hikâyelerimizi de onlara ulaştırabileceğimizi düşünüyorum.
- Hiç Dünya bizim alışageldiğimiz biçimde bir oyun değil. Sen bu biçim arayışında neler yapıyorsun? Yani nasıl bir yere evrileceğini düşünüyorsun genel olarak tiyatronun?
Bu aslında birazcık tiyatroda neye heyecanlandığımızla ilgili bir şey. Beni yaparken heyecanlandıran daha çok neyi anlattığım değil de onu nasıl anlattığım, o biçimsel arayışlar ve keşifler. Çünkü neyi ne kadar iyi yaptığımdan çok, onun içerisinde nasıl bir keşif yaptığımla ilgileniyorum ve bence seyirci de yavaş yavaş bununla ilgileniyor. Şehir tiyatrolarında da yavaş yavaş bununla ilgili çalışmaların olduğunu ve olacağını seziyorum.
Yani bu aslında tarihsel bir süreç bence. Türkiye'de yavaş yavaş son yıllarda farklı biçimlerden, özellikle fiziksel tiyatroya dair gelişmeler çok heyecan verici. Farklı oyunlar, farklı biçimler seyirciyle buluşabiliyor ve seyirciyle gündelik bir ilişkinin dışında da başka biçimlerle ilişki kurabileceğimizi keşfediyoruz. Dolayısıyla bilindik olanın ya da gündelik olanın dışında ilişki modelleri birazcık arayışla, keşifle gelişiyor ve bence tiyatronun ilerleyişi de ancak bu arayışlarla mümkün olabilecek. Dolayısıyla biçimsel arayışlar beni oldukça heyecanlandırıyor. Hem bir oyuncu olarak hem de bir seyirci olarak.
Serhan Alben, İlayda Güler ve Baver Karahancı, Hiç Dünya oyununda
- Sence tiyatro ölür mü?
Hiç sanmıyorum. Çünkü hem tarihsel olarak seyirciyle interaktif biçimde ilişki kurabileceğimiz bu kadar eski bir sanat var mı bilmiyorum. Ama tiyatronun öleceğini hiç zannetmiyorum.
Çünkü bu yalnızca ekonomik şartlarla ilgili değil, anlatma arzusuyla ilgili. Yani insanın anlatma arzusu dinmediği sürece tiyatronun da öleceğini zannetmiyorum. Ve oyuncuyla çok ilişkili bir sanat bu. Oyuncularda da oynama arzusunun dineceğini hiç zannetmiyorum. Dolayısıyla bütün bu zorluklara rağmen tiyatro devam edecektir.
- Bu soruları genellikle genç sanatçılara sormamın sebebi şu: Biz izleyicilerin geleceğinde sizler varsınız aslında. Tabii ki tecrübeli sanatçıların başımızın üstünde yeri var ama artık onlar yapacağını yaptı diyeyim. Şu soruyu sormak istiyorum. İzledin mi bilmiyorum, şu anda gündemde olan Hamnet diye bir film var. Hamnet’in en sonunda bir tiyatro sahnesi var. Bu sahne sosyal medyada da gündem oldu, "Eskiden tiyatro böyleymiş" diye. İnsanların konuştuğu, hareket ettiği, yani seyircinin oturup karanlıkta izlediği değil de aktif olarak sahneye çıkmasa bile en azından sahnedekine dokunan, ona tezahürat eden bir sistem. Sence böyle bir sistem günümüzde olsa olur mu? Ne düşünürsün? Yani sadece sahneleme biçimi değil de sahnenin de değişmesi tiyatroya ya da benim arkaikleştiğini düşündüğüm sahne sanatlarına bir şey katar mı?
Olur. Çok da güzel olur bence. Olduğuna tanıklık etmişliğim de var. Hemen ufak ufak anlatayım. Birincisi, birazcık belki hani bir üstten ya da radikal bir söylem olacak ama bizim tiyatro anlayışımız, şu anda mevcut tiyatromuz aslında Batı'dan aldığımız tiyatronun bir imajı. Doğrudan bizim ürettiğimiz, kendi kültürümüz içerisinde şekillenen bir tiyatro değil, bir sanat değil. Tamamen bir imaj üstüne bir şeyler yapıyoruz ve keşiflerle aslında bu içinde bulunduğumuz sosyolojiye ve kültüre uygun bir hâle getirmeye çalışıyoruz. Çok uzun bir süre de uğraşılmadı. Yalnızca adaptasyonla vakit geçti. Yavaş yavaş ama uğraşıldığına dair şeyler görüyoruz. Çünkü seyircinin oyunla daha fazla ilişki kurduğuna da tanıklık ediyoruz.
Bunun dışında S.O.S (Sosyal Oyun Sokakta) diye bir clown (palyaço) ekibi var. Ben de daha önce onlarla çalışma imkânı buldum ve gözlemledim. Deprem sürecinde seyircilere seyirlik clown gösterileri sunuldu ve istedikleri gibi hareket ettikleri, istedikleri gibi tezahürat ettikleri, bağırdıkları, çağırdıkları bir alana dönüştü ve çok daha etkili olduğunu söyleyebilirim. Yani seyirciyle buluşma bakımından çok daha iyi, kompakt bir yapı kuruldu ve bu doğalında gelişti aslında. Çünkü bir seyirlik alan oluşturulmadı. Bilet alıp gelmediler. Oturup, izleyip, yorumlamak zorunda hissetmediler, tıpkı filmde olduğu gibi. Bence bu mümkün. Ama ne kadar uygulanabilir, ne kadar sürdürülebilir, bunlar bence zaten başka sorular.
- Son olarak oyunların takvimi belliyse eğer onları da söyleyelim.
Hiç Dünya oyunuyla 7 Mart'ta Kült Sahne'de Ankara turnemiz var, 12 Mart'ta Habitat Sahne, 18 Mart'ta Koma Sahnesi.
25 Mart'ta Tanıdığım Tüm Erkekler’i DasDas'ta oynuyoruz.
1 Mart, 13 Mart ve 27 Mart'ta da Claphall’da Bir Düşte İki Berduş oyunu var.
Künye
Hiç Dünya
Yazar: Baver Karahancı
Yönetmen: Emre Dökücü
Oyuncular: Baver Karahancı, İlayda Güler, Serhan Alben
Kostüm-Dekor Tasarımı: İrem Dilaver
Işık Tasarımı: Can Kılınç
Hareket Tasarımı: Süda Köse
Danışman: İrem Dilaver
Afiş Tasarımı: Elif Kadayıf
Asistanlar: Burak Gençalp, Emre Yeşil
Yapım Koordinatörü: Merve Dağlıoğlu
Yapım Asistanı: Süda Köse
Yapım: Neon Tiyatro
Tanıdığım Tüm Erkekler
Yazar: Sarp Polat
Yönetmen: Emre Dökücü
Oyuncular: Aydan Akboğa, Baver Karahancı, Can Kılınç, Serhan Alben, Tolgahan Ener, A. Volkan Işık
Dekor: Merve Yörük
Kostüm: İrem Dilaver
Hareket Tasarımı: Gülnara Golovina
Işık Tasarımı: Can Kılınç
Müzik: Tuna Öztürk
Afiş Tasarımı: Elif Kadayıf
Yapım Koordinatörü: Merve Dağlıoğlu
Yapım Asistanı: Olcay Yurdakan
Işık Operatörü: Güray Doğru
Asistanlar: Burak Gençalp, Yunus Emre Yeşil
Yapım: Neon Tiyatro
Bir Düşte İki Berduş
Yazar: Baver Karahancı
Yönetmen: Ahmet Balta
Oyuncular: Gökay Müftüoğlu, Utku Güçoğlu
Müzik: Utku Güçoğlu
Hareket Tasarım: Salih Usta
Dekor ve Kostüm: Gökay Müftüoğlu
Işık Tasarım: Ammar Özçelik
Işık Kumanda: Emir İnci
Afiş ve Oyun Fotoğrafları: Emre Mollaoğlu
Asistan: Tarık Emir Altıntaş
Antre Tiyatro Söyleşileri
1. Bölüm
2. Bölüm
3.Bölüm
4.Bölüm
5. Bölüm
