"İktidar en yakınımıza bile taş attırabiliyor"; yaratıcıları "Bozkır" oyununu anlattı
Yazar ve yönetmen Sertaç Sayın, kaleme aldığı ve yönettiği tek kişilik tiyatro oyunu Bozkır ile izleyici karşısına çıkıyor. Oyun, iktidar olamayacak naif bir adamın muhtar adaylığı üzerinden toplumdaki "erkeklik ve iktidar" meselelerini, Orta Anadolu'nun bozkırı ve Ankara pavyonları ekseninde sahneye taşıyor.
Doğukan Polat’ın Payidar Muhtar karakterine hayat verdiği, sahnede 90 dakika boyunca hem meddahlık yapıp hem de bağlama çalarak farklı karakterlere büründüğü bu bağımsız yapım, klasik bir tiyatro deneyiminin dışına çıkıyor. Toplumun klasik "kabadayı" kodlarına uymayan bir adamın hikâyesi, minimalist bir estetik ve yalnızlık temasıyla harmanlanırken; tek bir ideolojiye yaslanmayan kapsayıcı diliyle günümüzün kutuplaştırıcı siyasi atmosferini sahneye yansıtıyor.
Sertaç Sayın ve Doğukan Polat; "makbul olmayan" bir karakterin doğuş sürecini, minimalist rejinin tek kişilik bir oyuna sağladığı avantajları, bozkır metaforunun modern insanın yalnızlığıyla kurduğu bağı ve günümüz seyircisinin yaratılan "kutuplaşma yanılsaması" ile yüzleşme hâlini T24'e anlattı.
Söyleşinin tamamını dinlemek için tıklayın
- İlk sorum size Sertaç Bey. Payidar Muhtar karakteri nasıl ortaya çıktı? Bu fikrin çıkış noktası neydi?
Sertaç Sayın: Uzun zamandır Orta Anadolu'da geçen, tek kişilik ve erkeklik meselesini merkeze alan bir oyun yazmak istiyordum. O dönem Serpil Sancar'ın Erkeklik: İmkânsız İktidar kitabını okuyordum. Kitap, erkeklik ve iktidar ilişkisi üzerine düşünmemi sağladı.
Bu toplumda erkek olarak büyüyen herkesin iktidarla ve iktidarı temsil eden figürlerle bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Ancak bu ilişkinin tiyatroda yeterince ele alınmadığını hissediyordum. İktidar meselesini sahneye nasıl taşıyabileceğimi düşünürken aklıma seçimler geldi. Sonuçta seçimler, iktidarın en görünür alanlarından biri.
Buradan hareketle, iktidar olma ihtimali neredeyse bulunmayan naif bir adamın muhtar adayı olmasının ilginç bir hikâye yaratacağını düşündüm. Karakterin Ankaralı olması da benim için önemliydi; çünkü büyüdüğüm ve yakından tanıdığım coğrafyayı anlatmak istedim. Böylece, bir muhtar adaylığı üzerinden hem iktidarı hem de iktidarın birey üzerindeki etkisini anlatan Payidar Muhtar karakteri ortaya çıktı.
- Oyunda Ankara pavyonları önemli bir yer tutuyor. Son dönemde pavyonlar farklı tartışmalarla yeniden gündeme geldi. Siz oyunu kaleme aldığınız dönemde ise böyle bir gündem yoktu. Pavyonu hikâyenin önemli unsurlarından biri hâline getiren neydi?
Sertaç Sayın: Oyunu yazdığım dönemde bugünkü tartışmalar henüz yoktu. Pavyonlar çoğunlukla kadınların hikâyeleri üzerinden anlatılıyor. Ben ise o masalarda oturan erkeklerin dünyasına, özellikle de pavyonda bir kadına âşık olan erkeğin hikâyesine odaklanmak istedim.
Ankara'da büyümüş biri olarak pavyon kültürüyle doğrudan iç içe olmasanız bile onun izlerini gündelik yaşamda hissediyorsunuz. Bu, kentin kültürel dokusunun önemli parçalarından biri. Babamın gençlik yıllarında Ankara'da taksicilik yaptığı döneme dair anlattıkları da bu dünyaya ilgimi artırdı. O yıllarda pavyonlarda çalışan birçok kadını taşıdığını anlatır, yaşadığı anıları bizimle paylaşırdı.
Daha sonra Ankara'da okumaya başladığımda, işe giderken pavyonların önünden geçiyor, oradaki insanları görüyor ve o çevreye dair farklı hikâyeler duyuyordum. Bütün bu gözlemler ve anlatılar zamanla zihnimde birleşti; oyundaki pavyon atmosferi de bu birikimin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Sertaç Sayın (solda) ve Doğukan Polat
- Doğukan Bey, sizin bu projeyle yollarınız nasıl kesişti? Metni ilk okuduğunuzda sizi en çok etkileyen ne oldu?
Doğukan Polat: Aslında biraz tesadüf diyebileceğim bir karşılaşmaydı. Başka bir proje için bulunduğum bir ortamda oyunun yapımcısı Mehmet Küçükgünaydın'la tanıştık. Sohbet sırasında tek kişilik bir oyun metninden söz edildi. Uzun zamandır tek kişilik bir performans sergilemeyi istiyordum. Metni okuyup okuyamayacağımı sordum ve kısa süre sonra bana ulaştırdılar.
Metni okuduğum anda çok etkilendim. Hatta sanki benim için yazılmış gibiydi. Karakterle ve hikâyeyle çok güçlü bir bağ kurdum. O dönem proje için başka bir oyuncuyla görüşülüyordu ancak bu oyunun içinde yer almayı gerçekten çok istedim.
Sonrasında Sertaç ve Mehmet benim sahnede yer aldığım işleri izledi, ben de Sertaç'ın yazdığı ve içinde bulunduğu projeleri takip ettim. Birbirimizin üretim anlayışını tanıdıkça ortak bir dil kurabileceğimizi gördük ve birlikte çalışma kararı aldık. Böylece hem birbirimizi hem de Bozkır'ın dünyasını keşfettiğimiz yaratıcı bir süreç başlamış oldu.
Sertaç Sayın: Gerçekten tamamen tesadüf diyebiliriz.
- Metni ilk okuduğunuzda çok etkilendiğinizi söylediniz. Ancak sahnede meddahlık yapıyor, bağlama çalıyor, ezan okuyor ve pek çok farklı karaktere bürünüyorsunuz. Bu kadar katmanlı bir rol ilk başta gözünüzü korkuttu mu?
Doğukan Polat: Kesinlikle korkuttu. Ama metni okurken bir yandan da "Bunu nasıl oynarım?" diye düşünmeye başlamıştım. Daha ilk okumada ezanın hangi makamda okunabileceğini, selanın icrasını araştırmaya başladım. Ankara ağzı üzerine çalıştım. Bunların hiçbiri hâkim olduğum alanlar değildi.
Hazırlık sürecinde eksik olduğumu düşündüğüm her noktayı çalışarak tamamlamaya gayret ettim. Başlangıçta her şey çok zor görünüyordu ama insan zihni bir süre sonra en zor görünen şeylere bile alışıyor. Bu süreçte Sertaç'ın hem yazar hem yönetmen olarak yaklaşımı, yardımcı yönetmenlerimiz Fatih Sevdi ve Tanıl Yöntem'in desteği işimi büyük ölçüde kolaylaştırdı. Zorlu ama son derece verimli bir hazırlık dönemi geçirdik. Ortaya çıkan sonucu görünce de bütün o emeğe değdiğini hissettim.
- Payidar Muhtar karakterini oluştururken herhangi bir siyasetçiden ya da gerçek bir figürden ilham aldınız mı?
Doğukan Polat: Elbette, dönem dönem siyasetçileri izledim. İnsanların kendilerini nasıl ifade ettiklerine, beden dillerine ve hitap biçimlerine dikkat ettim. Ama karakteri doğrudan tek bir kişiden yola çıkarak kurmadım.
İlginç bir tesadüf de var aslında. Oyun sürecinde annem bana, "Senin deden de muhtardı, biliyorsun değil mi?" dedi. Sonra düşündük; dedem muhtarmış, amcam da muhtar. Yani bir bakıma bu hikâyeye yabancı değilmişiz.
Sertaç Sayın: Oyunun ilk tanıtım videosunu, bunun bir tiyatro oyunu olduğunu belirtmeden paylaştık. Video kısa sürede milyonlarca kez izlendi. İnsanlar gerçekten seçim kampanyası yürüttüğümüzü düşündü. Farklı siyasi görüşlerden pek çok kişi bize mesaj göndermeye başladı; hatta destek isteyenler bile oldu. Bu durum bizi oldukça şaşırttı ama bir o kadar da güldürdü.
O süreçte doğal olarak muhtar adaylarını, belediye başkan adaylarını ve seçim kampanyalarını daha yakından takip etmeye başladık.
Doğukan Polat: Seçim aracı süsleyip sokaklarda dolaştığımızda bizi gerçekten aday sananlar oluyordu. Hatta bir gün yolda biri, "Abi, seçimlere daha zaman var, erken başlamadınız mı?" diye seslendi. Bu tür anlar, karakterin insanlar üzerinde ne kadar gerçek bir etki bıraktığını gösteriyordu.
- Madem siyasetten söz açıldı, oradan devam edelim. Oyunda politik eleştiriler tek bir kesime yönelmiyor. Bunu bilinçli bir tercih olarak mı kurguladınız? Temel motivasyonunuz neydi?
Sertaç Sayın: Elbette benim de bir dünya görüşüm ve politik duruşum var. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunuyum; dolayısıyla politik tiyatro geleneğinin güçlü olduğu bir eğitimden geldim. Ancak yazarlık söz konusu olduğunda, yazarın kendi görüşünden bağımsız olarak karakterlerine eşit mesafede durabilmesi gerektiğine inanıyorum.
Payidar da yıllar boyunca farklı iktidar anlayışlarının altında ezilmiş bir karakter. Sağın, solun, ülkücülerin ya da FETÖ'nün... Aslında onu belirli bir siyasi çizginin temsilcisi olarak değil, bütün bu süreçlerin arasında sıkışmış bir insan olarak anlatmak istedim.
Gözbağcı oyununda da benzer bir yaklaşım vardı. Amacım herhangi bir tarafı işaret etmekten çok, Türkiye'nin yakın siyasi tarihine karakterlerin gözünden bakmak ve siyasetin farklı dönemlerde insanlar üzerinde yarattığı baskıyı görünür kılmaktı. Bu nedenle taraf tutan değil, gözlemleyen bir noktada durmayı tercih ettim.
Payidar'ın elbette kendine ait bir politik bakışı var. Halktan yana duran ve "Ben farklı bir siyasetçi olacağım" diyen bir karakter. Benim için önemli olan da tam olarak bu bakışın samimiyetiydi.
- Payidar Muhtar'ı ben biraz kendi gözümden anlatayım. Çok naif, gerçekten bir şeyleri değiştirebileceğine inanan ama bize o güveni vermeyen bir yerde duruyor ve çok tatlı, kendi doğruları arasında sıkışan, buna rağmen inandıklarından vazgeçmeyen bir karakter. Onunla en çok hangi noktada empati kurdunuz?
Doğukan Polat: En çok empati kurduğum an, her şeyini kaybettiğini düşündüğü noktada yeniden ayağa kalkmaya çalıştığı anlar oldu. Çünkü o yalnız kaldığında gerçekten kim olduğunu sorgulamaya başlıyor.
Oyunun tamamıyla bağ kuruyorum ama beni en çok etkileyen, Payidar'ın kendisiyle yüzleştiği bölüm. Başkalarının ondan beklediği kimliklerin dışına çıkıp kendi sesini dinlemeye başladığında, aslında içinden gelenin de değerli ve sevilmeye layık olduğunu fark ediyor. Benim karakterle en güçlü bağ kurduğum yer de tam olarak orası.
- İlk oyun ve son oyun arasında bir değişim oldu mu?
Doğukan Polat: Performans açısından çok büyük bir fark olduğunu söyleyemem. Ancak oyun zamanla daha ritmik ve daha kompakt bir yapıya kavuştu. Temsil sayısı arttıkça akış da doğal olarak oturdu.
Sertaç Sayın: Ben tiyatroyu yaşayan bir süreç olarak görüyorum. Sonuçta ikimiz de bu işin mutfağından geliyoruz; oyunun yazarı ve yönetmeni benim, oyuncusu Doğukan. Bu yüzden oyun sahnelenmeye başladıktan sonra da gelişmeye devam ediyor.
Daha önce Gözbağcı ve Khora oyunlarında da aynı yöntemi uyguladık. Temsiller ilerledikçe hem bizim daha net gördüğümüz hem de seyirciyle birlikte fark ettiğimiz noktalar ortaya çıkıyor. Bu doğrultuda bazı bölümleri yeniden düzenliyor, eklemeler ya da çıkarmalar yapıyoruz. Amacımız oyunu her temsilde biraz daha rafine ve güçlü bir yapıya ulaştırmak.
Doğukan Polat: Seyircinin tepkisi bu süreçte çok belirleyici oluyor. Bazen yalnızca salondaki bir sessizlik bile oyun adına öğretici olabiliyor. Hikâyeyi daha güçlü aktarabilmek için metin ve sahneleme sürekli kendini güncelliyor. Büyük değişiklikler yapmıyoruz ama oyunu her temsilde biraz daha geliştiriyoruz.
Sertaç Sayın: Örneğin son süreçte butlan göndermesini de oyuna ekledik.
- Geçen sene ya da önceki sene, tam hatırlamıyorum, bir oyunun prömiyerine davet edilmiştim. Prömiyeri izledim ve hayatımda izlediğim en kötü oyunlardan biriydi. Ardından aynı ekip bir film çekti. Daha sonra onları başka bir programda konuk ettiğimizde, "Oyununuzu izlemiştim" dedim. Bana da, "İlk oyuna mı geldin? Kusura bakma"........© T24
