menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran’ın Bugününü Anlamak 4: Dünün devrimcileri, bugünün reformcuları

39 0
30.03.2026

Bu, İran’la ilgili sekizinci yazı. İlk dört yazıda size emperyalist güçlerin petrole “çökmek” amacıyla İran’da rejimleri nasıl değiştirdiğini, nasıl darbeler planladıklarını ve “dost” görünerek İran halkına nasıl eziyet ettiklerini anlatmaya çalıştım. 19. yüzyılın sonundan başlayıp İslam Devrimi’ne kadar geldik.

İkinci dört yazıda ise İslam Devrimi sonrasına bakmak istedim. Birinci yazı ülkedeki bürokratik elitleri, ikinci yazı Hamaney’in tek adam rejimini nasıl inşa ettiğini, üçüncü yazı ise ülkenin ekonomisinin nasıl tek elde ve yine bürokratik-askeri elitlerde toplandığını anlatıyordu. Hepsine buradan ulaşabilirsiniz.

Bugün son yazıda İslam Devrimi sonrası değişim çabasının tarihine bakalım istiyorum.

Yine geçmişten, İslam Devrimi’nin hemen öncesinden başlayalım: Sürgündeki Humeyni, Irak’tan sınır dışı edilip Fransa’ya geldiğinde İran’da Şah Hanedanı’nın sonu ufukta belirmeye başlamıştı. Sürgünde bir konsey oluşturulmuş ve yeni bir rejim için çalışmalara başlanmıştı.

Sürgündeki Humeyni, Fransa’ya geldiğinde İran’da Şah Hanedanı’nın sonu ufukta belirmeye başlamıştı.

Muntazeri gibi -yine daha önce bahsettiğim- isimler sayesinde biliyoruz ki, İslam Devrimi en başta “demokratik” bir programla kurgulanıyordu. Buna göre hükümetler seçimle iş başına gelecek, yasaların üstüne konumlanan bir dini lider ise tıpkı Batı’nın monarşik demokrasilerinde kral ve kraliçelerin yaptığı gibi sembolik olarak rejimi denetleyecekti. (Foucault bile buna inanabilmişti.)

Humeyni’nin etrafındaki kadronun çoğunluğu “Müslüman/Şii sol” olarak tarif edilebilecek bir eğilim taşıyordu. Nitekim devrim sonrası kurulan Meclis’te bu grup uzun yıllar boyunca hakimiyetini sürdürdü. Tabii bu arada dünya konjonktürünün de buna izin verdiğini atlamayalım. ABD ve Sovyetler arasındaki Soğuk Savaş ikliminde, Amerikan emperyalizminin İran’da Şah’la el ele vermesine öfke duyan gençlerin kendilerini Soğuk Savaş’ın diğer “kutbuyla” özdeşleştirmesi de tesadüf değildi.

Humeyni’nin yakın ekibindeki “Müslüman solcu” gençlerin yanı sıra molla karşıtı komünistler de İran’da oldukça güçlüydü. O kadar ki, devrim İslam Devrimi değil de komünist bir devrim olabilirdi. Amerika’nın komünizm fobisinin İslam’dan duyduğu korkuyu galebe çaldığını tarihten biliyoruz. Nitekim sol, CIA’in de desteğiyle peyderpey tasfiye edildi İran’da.

Sonra Soğuk Savaş bitti. Sovyetler çöktü, Berlin Duvarı yıkıldı. İran’da Amerikan karşıtlığı ve Şiilik toplumdaki karşılığını korurken sol etkisini peyderpey kaybetti. İslam Devrimi’nin solunda kalan grup, devrimin giderek amaçlarından sapmaya devam ettiği teşhisiyle bir reform hareketine dönüştü.

Hüseyin Ali Muntazeri

Hüseyin Ali Muntazeri’nin başını çektiği grup ilk muhalif hareketi başlattı. Muntazeri, Hamaney’e temelden karşıydı. Hamaney’in Ayetullah olma yeterliliği olmadığı gibi, Ayetullah olmadığı için Velayet-i Fakih de olamayacağını ileri sürüyordu. Sistem doğrudan Hamaney’i hedef alan bu sert muhalefeti hızla sindirmeyi başardı. Muntazeri, Rafsancani-Hamaney iş birliğiyle siyasetten tasfiye edildi.

Haşimi Rafsancani

Sonra reform bayrağını yine sistemin içinden gelen başka bir grup devraldı. Mesela İran’daki en önemli mevkilerden biri olan Meclis Sözcülüğü görevini 1989-1992 arasında üstlenen Mehdi Kerrubi. Mesela 1981-1989 arasında sekiz yıl -o esnada henüz feshedilmemiş bir pozisyon olan ve güç dağılımında üçüncü sırada gelen- başbakanlık görevinde bulunan Hüseyin Musevi. Ve son olarak 1982-1992 aralığında on yıl ülkenin Kültür Bakanı olarak görev yapan -ve 1997’de Cumhurbaşkanı seçilen- Muhammed Hatemi.

Mehdi Kerrubi

Hüseyin Musevi

Bu üçlü, Muntazeri’den farklı olarak Hamaney’i tasfiye etmekten çok yetkilerini kısıtlamayı hedefleyen bir çizginin başını çekmeyi sürdürdü.

Muhammed Rıza Arif

Onlardan bir sonraki reformist kuşak ise Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde güç kazandı. Özellikle üç isim; Gulamhüseyin Karbaşçi, Mustafa Kavakebian ve Muhammed Rıza Arif reform yanlısı grubun bugün 70’lerini süren “genç” kadrosu olarak öne çıkıyordu. Son savaşta hayatta kalmayı başarırlarsa onların adını İran’ın geleceğinde daha çok duyabiliriz.

Geriye dönüp bakınca görüyoruz ki, reformcuların lideri Hatemi’nin 1997’de cumhurbaşkanı seçilmesi birçok anlamda bu yazı serisinde özellikle değinmek istediğim “kırılma noktalarından” biriydi. Hem olumlu hem de olumsuz........

© T24