Türkiye’nin do sesi Semiha Berksoy’un en kapsamlı sergisi İstanbul Modern’de
Diğer
24 Ocak 2026
29.09.1999 AKM
O’nu ilk gördüğümde hayatımın en şanslı günümde olduğumu düşünmüştüm. AKM’nin tarihi fuayesinde bize “do” sesini anlatırken, Atatürk’ten, Nazım Hikmet’ten, Carl Ebert’den, Wagner’den ve Fikret Mualla ile olan anılarından coşkuyla bahsediyordu. Az önce koluma girip Salvador Dali sergisini gezdirdiğim Türkiye’nin ilk kadın opera sanatçısı Semiha Berksoy, sanki 89 yaşında değil 20 yaşında bir genç kız neşesi ve hevesindeydi. “Do” sesinin önemini ilk kez orada O’ndan öğrendim.
99 İzmit depreminin yarattığı tahribat henüz üzerimizdeydi. Depremzedelere yardım amacıyla Kültür Bakanlığı ve Darülaceze Vakfı bir araya gelerek İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde bir Salvador Dali sergisi düzenlemişti. Sergi çok ses getirmiş ancak bazı sevimsiz olaylar da olmuştu. Açılıştan birkaç gün sonra iki saldırgan “Burada niye başörtülü kimse yok,” “Burada niye çıplak kadın resimleri var” diyerek Dali’nin Leonardo da Vinci ve Michelangelo portrelerinin bulunduğu iki tablonun camlarını kırmıştı. İşte o sergiyi görmek için Çorlu’dan gelmiştim, sergiden ayrılıyordum ki AKM’nin kapısındaki kalabalık ikiye yarıldı. Şapkası ve ikonik makyajıyla Türkiye’nin ilk primadonnası Semiha Berksoy karşımızdaydı.
Adını farkında olmadan yüksek sesle söylemiş olmalıyım ki yardımcısı hemen atıldı. Biraz kaba ve buyurgan bir sesle, “Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. “Evet,” dedik. Başını salladı. “Buraya gelmiş,” dedi, “alın bunu, götürün.” Ne olup bittiğini anlamadan, bir anda kendimizi Semiha Berksoy’la baş başa bulduk. O, ne itiraz etti ne de bir şey söyledi. Koluma girdi. Biz şaşkın “Dali sergisine mi geldiniz?” diye sorduk. Kaşlarını kaldırdı. “Dali sergisi mi var? Haberim yok,” dedi. “Rica etsem sergiyi bana gezdirir misiniz?”
Öğrendik ki Semiha Hanım, o gece İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin açılış konseri için onur konuğu olarak oraya gelmişti. O yıl deprem nedeniyle sahne Mozart’ın Requiem ile açılıyordu. Sergiyi gezdikten sonra onu üst kattaki fuayeye çıkardık, bir koltuğa oturttuk. Semiha Hanım’ın geldiğini haber alan konserin şefi Rengim Gökmen yanımıza geldi, bir süre Berksoy ile sohbet etti. Sonra çay söyledik, O’da çantasından simidini çıkardı, bize simit ikram ederken “Almanya’da hanımlar hep çantalarında böyle küçük atıştırmalıklar taşır” dedi. Biraz sonra AKM’nin fuayesinde Berksoy ile çay içiyor, simit yiyor ve onun anılarını dinliyorduk.
Bize anılarından bahsetti. Bir ara durdu, gözleri sevinçle parladı. “Aşk çocuklar, aşk!” dedi, “Hayatta aşk çok önemlidir! Bunu hiç unutmayın! Ama bu bir insana olan aşk değildir, bir çiçeğe, bir tabloya, bir şehre olan aşktan bahsediyorum. Hayatınızda her zaman aşk olmalıdır.” Ardından “Nazım Hikmet” dedi “Bana aşıktı, benim ilk aşkımdı. Bana şiirler yazdı, diğer aşklarına da şiirler yazdı ama bana operet yazdı. Aramızda muhteşem bir bağ vardı. Gözlerime bakar şiirler okurdu!
O an sanki 89 yaşında değil de genç bir kız gibi coşkuluydu. Bize aryalardan bölümler okudu, operada “do” sesini ne kadar önemli olduğunu anlattı. Yaşına rağmen sesinin gücü, yaşam enerjisi o kadar güçlüydü ki. Ona Dali sergisinden aldığım kartı gösterdim, muzipçe bir gülümsemeyle yanında kalem var mı dedi, çantamdan pembe kalemimi çıkardım. Kartın üzerine şunu yazdı: “Elif, aşk insana sağlık ve yaratıcılık verir.” Ardından ekledi “Hadi bu akşam benimle konsere gelin.” Biletimizin olmadığını söyledik. Gülümsedi, “Semiha Berksoy’un konuklarına her zaman yer vardır.”
Konser başladığında bir yanımda Semiha Berksoy, diğer yanımda Yekta Kara oturuyordu. Rüya gibi bir geceydi. Gecenin sonunda telefon numarasını verdi ve “Size Nazım’ın bana yazdığı mektupları göstermem gerek, eve gelin odamı görün,” dedi. Ardından, kolunda bir primadonna olduğundan habersiz yardımcısıyla evine döndü.
O tarihten sonra önce biraz çekinerek, sonra rutin bir alışkanlıkla Semiha Hanım’ı aradım. Ölümüne dek telefon konuşmalarımız sürdü. Yıllar sonra kızı Zeliha Berksoy’un öğrencisi oldum. Hocama annesiyle tanışmamızı anlattım, benim için imzaladığı kartı gösterdim. Zeliha Hoca gülümsedi “annem böyle şeyler yapmaz, demek seni çok sevmiş,” dedi.
Semiha Berksoy’un sesi bir notayla değil, bir eşikle başlar. Çünkü opera tarihinde “do” sesi, özellikle dramatik sopranolar için yalnızca teknik bir zirve değil, kader anıdır. O zor eşik........
