Trakya’da bienal zamanı, Edirne Bienali başladı!
Bir köprü, yalnızca iki yakayı birbirine bağlayan taştan bir kemer midir, yoksa tarihin, sınırların ve insan ruhunun kesiştiği o tehlikeli ve büyüleyici karşılaşma noktası mı? Balkanlar’ın serin rüzgarlarını Anadolu’nun kadim hafızasıyla birleştiren Edirne’de, Meriç ve Tunca’nın sularına bakarken bu sorunun cevabı zamansız bir boşlukta asılı kalıyor. Yüzyıllardır göçlerin, savaşların, ticaretin ve büyük imparatorlukların geçiş koridoru olan bu tarihi sınır kenti, bugünlerde sınırları korumak için değil, onları tamamen ortadan kaldırmak için inşa edilen yepyeni bir köprüye ev sahipliği yapıyor, sanata. Şehrin bütününe yayılan, kuralları yıkan çoğulcu yapısıyla ezber bozan Edirne Bienali, bizi tarihin taş duvarlarından çağdaş sanatın kışkırtıcı dünyasına uzanan kadersel bir yolculuğa davet ediyor.
Üç gündür ilk kez düzenlenen Edirne Bienali için bu şehirdeyim, İstanbul’da doğmuş iki yaşından sonra Trakya’dan büyüyen biri olarak Trakya’da gerçekleşecek Bienal için çok heyecanlıydım. Yıllardır bu coğrafyada büyük bir sanat etkinliği hayal ettim. Bienalin haberini alır almaz Didem Çapa’ya ulaştım ve heyecanla bugünü bekledim. Edirne Bienali bugüne kadar Trakya topraklarında gerçekleştirilen en kapsamlı sanat organizasyonu o nedenle çok heyecanlıyım, keşke daha çok sanat olsa bu coğrafyada.
Edirne Bienali’ni gezerken insan sürekli aynı hissi yaşıyor. Bu şehir zaten başlı başına küratoryal bir fikir gibi. Trakya’nın bereketli toprakları göğsünde büyüyen tüm tohumları geliştirdiği gibi geleni kucaklar, büyütür koruyup kollar, bizim için yan yana olmak, neşeyle hayatı yaşamak, en zorlu anının bile espriyle üstesinden gelmek bir yaşam tarzıdır.
Bienal’in direktörü Didem Çapa 23 ülkeden 218 sanatçıyı Edirne’nin tarihi mekânlarında buluşturmuş. Ancak bienalin beklenin aksine tek değil sekiz küratör var: Songül Güneş Gültekin, Atilla Güllü, Coşar Kulaksız, Fırat Arapoğlu, Görkem Kızılkayak, Gu Zhenqing, İsmail Erim Gülaçtı ve Deniz Erbaş. Basın ilişkilerini Uğur Uyan yönetiyor.
Karaağaç Gar Binası’ndan Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı’na, Tarihi Gümrük Karakolu’ndan Meriç Köprüsü ve Tunca Köprüsü’ne, Devecihan Kültür Merkezi’nden eski Elektrik Fabrikası’na, Eski Vali Konağı’ndan Peykler Medresesi’ne kadar şehir neredeyse bütünüyle bir sergi alanına dönüşmüş durumda.
Edirne Bienali’nin teması Köprüler, bu şehirde köprüler şehrin yapı taşı.
Balkanlarla Anadolu arasında duran bu kent yüzyıllardır geçişlerin, göçlerin, savaşların, ticaretin ve kültürel dolaşımın merkezi olmuş. Edirne, Osmanlı İmparatorluğu’na 92 yıl boyunca başkentlik yapmış, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethini burada planlamış, Sinan ustalık eserini buraya bırakmış. Burası İlhan Koman’ın, Hasan Rıza’nın şehri, belki bu yüzden bienalin teması şehre bu kadar doğal oturuyor.
Didem Çapa'yla Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı'nın taş avlusunda konuşuyoruz. Sedefkar Mehmet Ağa'nın altın oranla işlediği bu yapının serinliği altında. "Köprüler bir noktadan başka bir noktaya geçiş değil, karşılaşma noktaları, biz yepyeni başlangıçları bu köprülerden yola çıkarak sağlamak istedik. Dünden bugüne, geçmişten geleceğe, yerelden evrensele, hep birlikte yeni bir bakış açısı getirdiğimize inanıyorum" diyor.
Bienalin direktörü olan Çapa bunu söylerken ardında Maçka Sanat’ın 50 yıllık geçmişi var. Türkiye'de kavramsal sanatın görünür olduğu ilk........
