menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir rejimle anlaşmak, bir ülkeyi kaybetmek

81 0
19.10.2026

Geçen hafta Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın resmî kabulünde çekilen bir fotoğraf, Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkileri üzerine düşünürken aklımdan çıkmayan soruları yeniden gündeme getirdi. Türkiye’nin Helsinki Büyükelçiliğinin resmî Instagram hesabından 15 Ekim günü yapılan fotoğraflı paylaşım sayesinde Büyükelçi Ayşe Hilal Sayan Koytak’ın güven mektubunu Finlandiya Cumhurbaşkanı’na sunduğunu öğrendik. İlk bakışta, diplomatik teamüllere uygun son derece sıradan bir tören. Türkiye’den bakarken fotoğrafın çağrıştırdıkları ise hiç o kadar sıradan değil.

Çünkü bu fotoğraf bana yalnızca Erdoğan iktidarının tartışmalı büyükelçi atamalarını değil, Avrupa'nın Türkiye'yle kurduğu ilişkinin giderek daha belirgin hale gelen bir çelişkisini de hatırlattı: Avrupa, Erdoğan'ın iktidarını sürdürebilme kapasitesini Türkiye'nin istikrarıyla karıştırırken, bu istikrarın üzerinde yükselmesi gereken devlet kurumlarının nasıl aşındığını görmezden gelmeyi tercih ediyor. Üstelik bu tercih, günün birinde Avrupa’nın kendi güvenliği açısından da ciddi sonuçlar doğurabilir.

Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya

Büyükelçi Ayşe Hilal Sayan Koytak, eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın kardeşi. Malumunuz, Fatma Betül Sayan Kaya’nın ve eşi İlyas Kaya’nın isimleri son haftalarda Türkiye’yi sarsan fon skandalıyla ilgili tartışmaların tam kalbinde. Ayşe Hilal Sayan Koytak’ın fon skandalıyla bilebildiğimiz kadarıyla herhangi bir ilgisi yok. Dolayısıyla kendisini bu muazzam dolandırıcılığın bir parçası olarak görmenin büyük bir haksızlık olacağını düşündüğümü baştan kayda geçireyim. Koytak, kardeşinin parçası olduğu bir usulsüzlükten sorumlu tutulamaz.

Ancak mesele zaten Koytak’ın kişisel sorumluluğu değil, Erdoğan’ın siyasi tercihi. Kardeşi Fatma Betül Sayan Kaya’nın ve aslında tüm Sayan ailesinin böylesine büyük bir toplumsal tartışmanın merkezinde olduğu bir dönemde Erdoğan’ın bu atamayı sürdürmekte sakınca görmemesi, siyasi sadakat ile kamusal hassasiyet arasında yıllardır yaptığı o bariz tercihin şu şartlar altında dahi değişmediğini gösteriyor.

Bu fotoğraf ister istemez insanın hatırına Erdoğan’ın 24 senelik ülke yönetiminde vuku bulan diğer tartışmalı büyükelçi atamalarını getiriyor. 2013’teki 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla gündeme gelen dört bakandan biri olan eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, çelik çekirdekten uzaklaştırılmış ama sonradan “büyükelçi” sıfatıyla ödüllendirilmişti. Bağış, 2019-2024 yılları arasında Türkiye’nin Prag Büyükelçisi olarak görev yaptı.

Egemen Bağış

AKP’nin ilk dönemindeki etkili isimlerinden Şaban Dişli de benzer bir güzergâhtan geçti. 2008 yılında “Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı” iken bir imar değişikliği sürecinde rüşvet aldığı iddialarının ardından görevinden istifa etmişti. Kardeşi emekli Tümgeneral Mehmet Dişli’nin 15 Temmuz darbe girişimindeki rolü nedeniyle yargılanıp mahkûm edilmesinin ardından Şaban Dişli yeniden kamuoyundaki tartışmaların merkezine oturdu. Ağustos 2017’de getirildiği AKP Genel Başkan Başdanışmanlığı görevinden de istifa etmek zorunda kaldı. Ancak Dişli’nin iktidar açısından kıymeti kaybolmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisini 2018’de Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi olarak atadı.

“Uzaklaştırırken dahi ödüllendirme” mekanizması en son geçen sene Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından eski İletişim Başkanı Fahrettin Altun için işletildi. Sayısını hatırlayamayacağımız kadar çok vukuatı bulunan Altun, pek çok muhalif siyasetçinin “Erdoğan rejiminin Goebbelsi” şeklinde andığı, kudretinden sual olunmaz bir isimdi. Medyanın hızardan geçirilmesi, gazetecilerin hedef gösterilmesi, “dezenformasyon” yaftası yapıştırmak suretiyle hakikatlerin halktan kaçırılması günlük pratikleri arasındaydı.

Ancak Altun, normalde........

© T24