menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yalnız kalabalıklar, dijitalleştikçe daralan güven çemberi, kaleye dönüşen aile: Toplum, kopan bağlarını nasıl onaracak?

108 23
26.01.2026

Diğer

26 Ocak 2026

Bugün toplumu anlamaya çalışırken tek bir hikâyeden söz edemeyiz; siyasal, ekonomik, sosyolojik ve teknolojik alanların her biri kendi dinamikleri ve aktörleriyle farklı süreçler üretiyor. Kültürel kimlik sıkışmasını, ortak ufkun daralmasını ya da ahlaki değerlerdeki erozyonu açıklamaya çalıştığımızda iki temel başlangıç noktası öne çıkıyor: Yaşamın mekânsal değişimi ve aile yapısındaki dönüşüm. Birbirini besleyen bu iki eksen, elbette birçok siyasal ve ekonomik etkenle iç içe. Bu yazıda odağım ise tam da bu iki büyük dönüşüm: Mekân ve aile.

Bu topraklarda yaşam uzun süredir mekânsal olarak üç katmanda değişiyor. Göçle coğrafya değişiyor. İkincisi, metropollerin apartman tarlaları içinden mekân, hane, mahalle, meydan, sokak değişiyor. Üçüncü katmanda ise yaşam dijital dünyaya kayıyor, ilişki, dayanışma, komşuluk, örgütlenme ve hatta flörtler, aşklar.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2024 yılında nüfusun yüzde 3.13’ü olan 2 milyon 682 bin kişi iller arasında göç etmiş. İstanbul 395 bin kişi ile en çok göç alan ve aynı zamanda 369 bin kişi ile en çok göç veren il olmuş. Göç almak bakımından da göç vermek bakımından da İstanbul’u sırasıyla Ankara ve İzmir takip etmiş. Sayılara bakıldığında üç büyük il de net göç almaya devam etmiş.

Zaman zaman farklı yorumlar, gözlemler duysak da kabul edelim ki göç büyükşehirlere doğru devam edecek. Ekonomik dinamikler, istihdam, eğitim ve sağlık fırsatları bakımından bu süreci tersine döndürmek mümkün değil. Üstelik yeni gelenler gençler, gidenler yaşlılar. Ayrıca gidenlerin köylerine, memleketlerine dönüyor oldukları da bir efsane, çünkü dönüş yine Ege, Akdeniz ve Marmara yerleşimlerine doğru.

Yine anımsayalım, sayılar iller arası göçe dair, il içi hareketler sayılara dahil değil. 50 60 yıl önce göç kırlardan doğrudan büyük sanayi kentlerine doğruydu. Bugün köylerden önce ilçe merkezine, ilçelerden il merkezine, illerden bölgelerin metropollerine doğru aktarmalı gelişiyor. Bu hareket örüntüsü de iç göç dinamiklerinde önemli bir değişiklik yaşandığını gösteriyor. Yani gerçekte nüfus hareketliliği yukarıdaki sayılardan daha fazla.

Nitekim TÜİK il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranını 2024 yılında yüzde 93.4 olarak veriyor. Yine TÜİK sınıflamasıyla nüfusun yüzde 67.2’si “yoğun kent” olarak tanımlanan, benim “metropol” olarak kullandığım yerleşim yerlerinde yaşıyor. 1927 yılında nüfusun yüzde 75.8’i, 1980 yılında yüzde 56.1’i, 2024’te ise yüzde 6.6’sı. Yani Türkiye artık kentli ve metropollü bir ülke. Köy hikayeleri de o günlerin romanlarında, filmlerinde kaldı.

Ülke apartmanlaşmaya sanayileşmeyle beraber 60’lı yıllarda başladı. Apartmanlar şehirli yaşamın yeni mimarisiydi. İlk yıllarda sanayiye kol emeği için gelen köylüler o apartmanlara giremedi. Yeni bir yerleşim modeli olarak gecekondulaşmanın öncüleri oldular. Köyden her yeni gelen köylülerinin olduğu işyerlerine, mahallerine geldi. Gecekondu mahalleleri bir bakıma yeni, melez bir yaşamın merkezleri oldular. Hemşerilik önemliydi, eğitim için gelecek kardeşler, kuzenler de kışın anne babalar da o evlere geldi. Kışın yenecek erzak köylerde hazırlanıp, o mahallelere getirildi.

Şehir büyüdükçe, metropolleştikçe o kenar mahalleler şehrin yeni merkezleri oldu. Gecekondular apartmanlara döndü. Son yirmi yıl ise hem merkezi iktidarın tercihleri, kaynak tahsisleriyle apartman tarlalarına dönüşmeye başladı şehirler. Kimliksiz, estetiksiz, sokakları meydanları olmayan, her il ve ilçede kopyalanan apartman tarlaları. Ama daireler, apartmanlar kaloriferli. Son yirmi yılda sobayla ısınan evlerin oranı üçte ikiden üçte bire geriledi. Apartmanlar ve apartman tarlalarıyla beraber kireç badanalı banyo ve mutfak seramik kaplı banyoya ve mutfağa dönüştü. Yer sofrası masaya kalktı. Arap sabununun yerini ahşap için ayrı seramik için ayrı kimyasallar aldı. Bulgur aşı bulgur pilavına döndü.

Bir başka dönüşüm de dairelerin mimarisinde yaşandı. Metropollerin arsa maliyetleri ve bireyselleşen yaşam tarzı evleri küçülttü; 1 1 ve hatta 1 0 daireler çoğalmaya başladı. Bu mekânsal küçülme, konut fiyatından mutfak alışverişine, tüketim alışkanlıklarından enerji kullanımına kadar hayatın her alanında küçük hane düzeninin izlerini belirginleştirdi.

Bu........

© T24