İktidarın yeni stratejisi ve muhalefetin sınavı: Toplumsal rıza
Geçen haftalarda inandırıcı olmayan iddialarla T24’e erişim engeli getirildi. Bu hafta önce Osman Kavala’nın itirazları bir kez daha reddedildi, ertesi gün de Halk TV’ye kayyım atandı, yayın durduruldu. Gazetecilere yönelik soruşturmalar, tutuklamalar, muhalif siyasetçilere ve belediyelere yönelik yargı süreçleri, giderek sıradanlaşan muhalif yerel siyasetçilerin iktidar partisine geçişleri sürüyor.
Öte yandan yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon soruşturması, siyaset ve ekonomi dünyasına uzanan iddialarla gündemde. Soruşturmaların sonuçlarını, sorumluların özellikle de siyasi bağlantılarının ortaya çıkarılıp çıkarılmayacağını henüz bilmiyoruz.
Bir yanda muhalefetin ve medyanın hareket imkânlarını daraltan gelişmeler, diğer yanda ekonomik hayatın işleyişine, denetim kurumlarına, hukuka ve adalete dair sorular.
Her yeni olay bir öncekini tartışamadan gündemimizi değiştiriyor. Her sabah başka bir gelişmenin şaşkınlığıyla uyanıyoruz.
Bütün bunlar birbirinden bağımsız gelişmeler mi? Yoksa Türkiye’de siyasi alanın yeniden biçimlendirilmeye çalışıldığı daha geniş bir sürecin farklı görünümleri mi?
Daha önemlisi, iktidarın stratejisini anlamak, yaşananların sonuçlarını da anlayabildiğimiz anlamına mı geliyor?
Sanıyorum bugün yeniden düşünmemiz gereken mesele bu.
Siyasi alanı çerçevelemek
2023 seçimlerinden itibaren iktidarın iki temel stratejisi var. Birincisi başkanlık sisteminin zihni ve kurumsal yapılanmasını tamamlamak. İkincisi, bir kez daha kaybetme ihtimali ve korkusu yaşamayacağı bir siyasi alanı yeniden düzenlemek. Çok kez bu köşede iktidarın siyasi alanı denetim altına alma, muhalefeti biçimlendirme, sivil toplumu etkisizleştirme ve medyayı tek seslileştirme çabalarını ve ardındaki stratejiyi tartışmaya çalıştım.
Bu stratejinin birbirini tamamlayan boyutları vardı.
Öncelikle sivil toplumun, sendikaların, meslek odalarının, hak hareketlerinin örgütlenme ve etki kapasiteleri sınırlandırıldı. Üstelik yalnızca baskıyla değil, mevcut örgütlenmelerin karşısına iktidara yakın alternatifler çıkarılarak da bu alan yeniden biçimlendirilmeye çalışıldı.
Ardından siyasi muhalefete yönelik müdahaleler yoğunlaştı. CHP’ye, belediyelere, siyasi kadrolara yönelik yargı süreçleri ve operasyonlar muhalefetin siyaset yapma kapasitesini etkiledi. İmamoğlu operasyonuyla başlayan, tutuklamalar ve parti değiştirmelerle devam eden süreç, butlan kararıyla CHP’yi ve ana muhalefeti doğrudan biçimleme gayretine dönüştü.
Uzun süredir iktidar, kendisine yönelik toplumsal rıza üretmekte zorlandıkça muhalefetin de rıza üretmesini engellemeye yöneliyor. Kendi toplumsal desteğini genişletmekte zorlanırken, rekabetin koşullarını değiştirmeyi stratejisinin önemli bir parçası haline getiriyor.
Şimdi bu stratejinin yeni bir aşamasına tanıklık ediyor olabiliriz.
Yeni aşama: Kanaatin oluştuğu alanı denetlemek
T24’e, Halk TV’ye ve genel olarak sosyal medya da dahil medya imkanlarına ve gazeteciliğe yönelik tüm müdahaleleri bu açıdan değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
Elbette her işlemin kendine özgü hukuki gerekçeleri, delilleri, mahkeme kararları var. Bunlar ve uygulanan tedbirlerin ölçülülüğü kendi içinde değerlendirilmeli. Ancak hukuki gerekçelerin varlığı kararların otomatik olarak adil ve hakkaniyetli olduğu anlamına gelmediği gibi siyasi ve toplumsal sonuçlarını tartışmayı da gereksiz kılmıyor.
Çünkü bir siyasi partinin hareket alanının daraltılmasıyla, toplumun farklı görüşlere ulaşabildiği bir haber mecrasının faaliyetinin engellenmesi aynı şey değil.
İlki doğrudan siyasi rekabeti, ikincisi ise siyasi rekabetin toplumsal koşullarını, yurttaşın haber alma ve kanaat oluşturma imkânlarını da etkiliyor.
Siyaset yalnızca partilerin ve liderlerin rekabetinden ibaret değil.
Toplum, gündelik hayatın içinde yaşadıklarını, öğrendiklerini, başkalarından duyduklarını, deneyimlerini ve değerlerini bir araya getirerek kanaat oluşturuyor. Medya, sivil toplum, meslek örgütleri, üniversiteler, sendikalar, yerel dayanışma ağları bu sürecin farklı kanalları.
Bu kanalların daraltılması yalnızca belirli görüşlerin daha az duyulmasına değil, toplumun olup biteni anlamlandırma imkânlarının da sınırlanmasına yol açıyor.
O nedenle gelişmeleri yalnızca hangi televizyonun kapatıldığı, hangi gazetecinin tutuklandığı, hangi partinin nasıl etkilendiği, hangi sosyal medya hesaplarının kapatıldığı üzerinden değerlendirmek eksik kalıyor.
Daha kapsamlı bir soru sormalıyız. İktidarın stratejisi, siyasi rakiplerin hareket alanını daraltmaktan toplumsal kanaatin oluştuğu alanı........
