Gazetelerden magazine, müzikten siyasete... Ortalıkta neler olup bitiyor, bir bakalım
Film yazmak zor; çünkü en basidi film bulmak zor, giderek olanaksız! Basın gösterimi yapılan film yok gibi bir şey... Öte yandan, İKSV- İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivali tam 45. yılını yaşadı. Bendeniz artık böylesine sanat olaylarına pek katılmıyorum, yaşım-başım izin vermiyor! Yıllar boyu böyle işlere fiilen katıldım, hem de nasıl! En hevesli, en hızlı, en yaratıcı bir küçük kitleydik, öncelikle bizler de gençtik! Nerede kaldı o gençlik deseniz... Elbette haklısınız.
Yıllardır gelenek olduğu gibi hep Eczacıbaşı sanat ailesi tarafından desteklenen ödüller, dikkatli bir seçkiyle kazananlara verildi. Davetliydik gerçi, ama ona da gidemedik. Dedim ya, nerde o gençlik... Ama öte yandan, ülkemizde her şey tüm bu sanat olaylarından kendini sıyırmış, tüm son dönemin iyi-kötü yanlarıyla birlikte karşımıza geliyordu. İyi yanı bulmak zor, ama aranınca her şey bulunur! Hele o sevgili gazeteleri izleyenlerden iseniz! Evet, yakın zamanda da gazetelerden söz etmiştim. Hele benim/bizim değişmeyen üçünden: HÜRRİYET, CUMHURİYET ve de SÖZCÜ. Hepsinin kendine göre bir yeri var. Ve ülkedeki o müthiş siyasal fırtınaya yaklaşmayı hiç ihmal etmiyorlar. Biz de şöyle bir bakalım...
HÜRRİYET’te Dünyanın Halleri derken Gökçe Aytulu sayesinde, Atom Willard’dan Atom Egoyan’a neler görmedik, sanki atom bombasının dışında! Bilen bilir, bizim kuşağın asıl tutulduğu Ermeni ve Kanada’lı yazar-yönetmen Atom Egoyan’dı. 1960 doğumlu sanatçı Oscar adayı bile olmuş, kolay unutulacak bir isim ve yetenek değil... Ardında bıraktığı öylesine çok film var ki... Yine HÜRRİYET’e dönersek, burada adını vermeye tenezzül bile edemeyeceğim kimi iktidar uşaklarının yanı sıra, elbette çok daha aklı başında isimler de var. Onun değişmez eki KELEBEK’i de hatırlarsak... Hangi birini yazayım? Yalçın Bayer’den Elif Zorlu Tapan’a, Hande Can’dan eklerin baş amirali Selim Akçin’e. Ve daha kimler...
Atom Egoyan
Yine eskilerden, basının en yaşlanmış (!) gazetesi CUMHURİYET tam bir olaydır. Bana ilk gazetemi çarşaf gibi açan, tam 27 yılımı dolduran bu gazeteyi hiç unutabilir miyim? Baş sayfada Müjdat Gezen’in kişisel esprileri hâlâ gezinen, sonra Emre Kongar’dan Sinan Meydan’a, Ataol Behramoğlu’ndan Öztin Akgüç’e, Mustafa Balbay’dan Barış Pehlivan’a, Zeynep Oral’dan Işıl Özgentürk’e, Mine Kırıkkanat’dan Evin İlyasoğlu’na... Ve kitap eki kraliçesi Gamze Akdemir’i de hiç unutmadan...
Ve de elbette SÖZCÜ... Gerçekten en çok satanı mı, bilmiyorum (öyle deniyor). Ama lütfen bir bakınız... En çok sayfa, en çok resim, hem de hepsi renkli... Çok zengin bir kadro: Nazan Doğaner Halıcı’dan Necati Doğru’ya, Emil Çölaşan’dan Saygı Öztürk’e, Ozan Bingöl’den baş şeyh Rahmi Turan’a! Ve bir bilmece karesinin içinde yer alan unutulmaz Ayşen Gruda’ya... Uzun bir kariyerden sonra 2017’da vefat eden o benzersiz star... Hepsiyle birlikte ona da Allah rahmet eylesin...
Ayşen Gruda
Daha başka neler neler var... Ya müziğe ne demeli? Benim için (bilen bilir) sinema kadar zengin bulduğum ikinci alanım...Ve aynı biçimde bir ev arşivim. (Yine yakın zamanda söz etmiştim.) Örneğin her vesileyle tartışılan bir şarkı.
Bir zamanlar çok, çok sevilen, hemen herkesin söylediği, ama aslı Comme d’Habitude-Alışıldığı Gibi diyen Fransızca bir şarkı. Fransız deyimiyle bir ‘chanson’. Başta o kadar çok ses söylemiş ki... Frank Sinatra’nın da dilinden düşürmediği My Way- Benim Yolum... Benim de o uzun yabancı şarkılar listemde ünlü ve klasik La Cumparsita adlı tangodan sonraki ikinci gözde şarkım olmuş. 100 şarkı arasında... Evet, bir My Way şarkısı bizim gibileri öylesine etkileyebilir ve “yolumuzu değiştirebilir.” Ne dersiniz?
İşte müzik de böyle bir şey... Artık tüm bunları bizim gibi yaşlılara mı bırakacağız? Yoksa hayata bambaşka bakan gençlere mi? Doğrusu bilmiyorum. Ne yapalım, herkes kararını versin!
