menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ChatGPT, CIA ve Mossad’ın Gizli Gözü oldu!

13 0
01.03.2026

Yapay zekâ sohbet robotu ChatGPT’nin çatı şirketi OpenAI artık ABD Savunma Bakanlığı ile çalışıyor. Evet, yanlış duymadınız! Bunu bizzat ChatGPT’nin yöneticisi Sam Altman açıkladı. Yani ChatGPT’yi geliştiren şirketin yapay zeka modelleri artık ABD ordusunun sistemlerine entegre edilecek. Bu, sıradan bir “teknik destek” anlaşması değil. Bu resmen askeri bir entegrasyon!

Daha önce benzer bir anlaşma Anthropic ile yapılmıştı. Ama o anlaşma savaş dışı alanlarla sınırlıydı. İş otonom silahlar, kitlesel gözetim ve daha agresif kullanım alanlarına gelince şirket geri adım atmadı. CEO Dario Amodei sınırların kaldırılmasını kabul etmedi. Anlaşma iptal edildi. Sonrasında OpenAI devreye girdi.

Altman iki güvence verdi:

Birincisi, yapay zekanın kitlesel gözetim aracı olarak kullanılmayacağı.İkincisi, otonom silahlarda son kararın insanda olacağı.

Kâğıt üzerinde bu ifadeler rahatlatıcı görünebilir. Ancak burada kritik soru şu: “Gerekli durumlarda” bu sınırlar esnetilecek mi? Devlet güvenlik gerekçesi sunduğunda bu kurallar ne kadar katı kalacak? Asıl belirsizlik burada.

ChatGPT kullananlar dikkat! Casus yanınızda!

Yapay zekâ artık sadece metin yazan, fotoğraf üreten bir araç değil. İstihbarat analiz edebilir, büyük veri tarayabilir, hedef önceliklendirmesi yapabilir, operasyonel planlamaya katkı sağlayabilir. Bu da askeri ve istihbari kurumlar için çok güçlü bir araç demek...

Bu yüzden insanlar endişeli ve haklılar da... “Savaş Makinesi” tepkisi duygusal olabilir ama tamamen temelsiz değil. Çünkü mesele teknoloji değil; güç meselesi. Güç kimde toplanıyor ve bu güç nasıl denetlenecek?

Artık, yapay zekâ ile farkında olmadan bir casus veya ajan gibi takip ediliyoruz. Toplanan bilgiler, teknik olarak istihbarat ve gözetim amaçlarıyla kullanılabilecek kapasitede. Toplanan veriler, kullanıcıların iletişim ve alışkanlıklarını çözümleyerek istihbarat amaçlı kullanılabiliyor. Böylece yapay zekâ, operasyonel planlama ve hedef belirleme süreçlerinde dolaylı bir gözetim aracı hâline geliyor.

Hamaney’in ölümündeki sır perdesinde teknolojinin parmağı

Teknoloji artık yapay zekâyla beraber çok tehlikeli boyutlarda… İran İslam Cumhuriyeti'nin ikinci dini lideri olan Ali Hamaney’in ölümüne dair resmi açıklamalar ve medya görüntüleri, İran’da derin bir sarsıntı yarattı. İran devlet televizyonu, 28 Şubat 2026’da gerçekleştirilen ABD–İsrail saldırısı sırasında Hamaney’in öldüğünü ve “şehit” olduğunu duyurdu; bu haberle birlikte ülke çapında 40 günlük ulusal yas ilan edildi.

Peki, nasıl oldu da Amerika-İsmail nokta atışla Hamaney’in yerini buldu ve onu öldürebildi! Teknik açıdan bakıldığında ilk ve en güçlü katman çoğu zaman sinyal istihbaratıdır (SIGINT). Günümüzde en zayıf halka çoğu zaman insan değil, cihazdır. Şifreli telefonlar dahi içerik korunmuş olsa bile veri üretmeye devam eder; yani kim kiminle, ne zaman ve hangi baz istasyonu üzerinden iletişim kurdu bilgisi sistemlerde iz bırakır. Uydu telefonları sinyal izi bırakır, kapalı ortamlarda dahi elektronik emisyonlar (RF sızıntıları) gelişmiş sistemlerle tespit edilebilir. Bu kapasite ABD tarafında CIA değil, daha çok teknik dinleme ve sinyal istihbaratıyla anılan Ulusal Güvenlik Dairesi yani NSA üzerinden; İsrail tarafında ise elektronik istihbaratı elinde tutan Birim 8200 üzerinden konuşulur.

İkinci katman siber sızmadır. Burada hedef doğrudan kişi değil, çevresidir. Koruma ekibinin telefonları, konvoy araçlarının GPS sistemleri, güvenlik kameraları ya da bina otomasyon altyapısı zafiyet noktası olabilir. “Sıfır-Tıklama” olarak bilinen ve kullanıcının herhangi bir işlem yapmasına gerek kalmadan gerçekleşebilen sızmalar, operasyonel sahada ciddi avantaj sağlar. Tek bir cihazın ele geçirilmesi, gerçek zamanlı konum üretimi ve rutin hareket analizini mümkün kılar.

Konum yaklaşık olarak belirlendikten sonra üçüncü aşamada uydu ve insansız hava aracı doğrulaması devreye girebilir. Yüksek çözünürlüklü askeri uydu görüntüleri, termal iz analizi ve uzun süre havada kalabilen İHA’lar elde edilen teknik veriyi sahada teyit eder. ABD’nin uzay tabanlı gözetleme kapasitesi Amerika Birleşik Devletleri Uzay Kuvvetleri üzerinden yürütülürken, İsrail operasyonel koordinasyon tarafında genellikle Mossad ile anılır.

Ancak işin en kritik boyutu çoğu zaman teknoloji değil, insan istihbaratıdır (HUMINT). Nitekim geçmişte İran sahasında yabancı servis unsurlarının aktif olduğuna dair çok sayıda iddia gündeme gelmiştir. Özellikle nükleer tesisler, bilim insanları ve askeri altyapıya yönelik operasyon iddiaları sonrası, hem CIA hem de Mossad ajanlarının İran içinde ağlar kurduğu öne sürülmüştür. Bu nedenle en olası senaryo; siber sızma ile başlayan, sinyal istihbaratıyla derinleşen, sahadaki insan kaynaklı bilgilerle netleşen ve son aşamada uydu/İHA teyidiyle tamamlanan bir kombinasyondur. Bu tür operasyonlar genellikle aylarca süren veri toplama, rutin hareket analizi ve “alışkanlık kırıldığı” anın yakalanması üzerine kurulur. Yani olay aylarca planlanmış çok katmanlı bir istihbarat mimarisinin sonucudur.

Starlink uyduları ve Pegasus casus yazılımıyla ölümcül gözetim!

Buna ek olarak Elon Musk’ın Starlink uyduları, hassas konum ve iletişim verisi sağlayarak stratejik hedeflerin takibinde kullanılabilir. Ali Hamaney’in öldürülmesi senaryolarında da, bu uyduların istihbarat toplamak ve operasyon planlamak için kullanıldığı şüphelerini taşıyorum. Tabii ki, elimizde bu uyduların doğrudan böyle bir olayda kullanıldığına dair resmi bir kanıt yok; ama bu süreçte Starlink uyduları gözetleme amacıyla kullanılmış olabilir. Kısacası İsrail’in istihbarat operasyonları ve dijital casusluk kapasitesi, bölgedeki gelişmelerle doğrudan bağlantılı hale geldi. Pegasus casus yazılımı ile elektronik gözetim yapan İsrail, yalnızca bireysel hedefleri değil, bölgesel güvenlik tehditlerini de takip ediyor. Bu kapsamda, 17 ve 18 Eylül 2024 tarihlerinde, Hizbullah tarafından kullanılacağı bildirilen binlerce çağrı cihazı ve yüzlerce telsiz, İsrail’in düzenlediği eş zamanlı saldırılar sonucu Lübnan ve Suriye’de patladı, böylece hem fiziksel hem de dijital istihbarat araçları etkisiz hale getirildi.

Yine Benjamin Netanyahu, geçtiğimiz aylarda resmi ziyaret için İsrail’e gelen ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yla Batı Kudüs’teki Başbakanlık Ofisi’nde bir araya gelmiş ve telefonların İsrail’in kontrolünde olduğunu ve bu nedenle herkesi izlediklerini ima etmişti. Bu bağlamda, söz konusu telefonların “İsrail’in parçası” olduğu ifadesiyle, İsrail’in casusluk faaliyetlerini bu sayede yürüttüğünü açıkça vurgulamıştı. Birkaç ay sonra ne oldu? Google telefonların dinlenmesiyle ilgili açılan davada, yanlışlıkla veya ihmal sonucu veri toplandığını kabul ederek 68 milyon dolar ödemeyi kabul etti. Yani olay hem politik hem de teknik bir boyuta sahip…

Ne yapmamız gerekiyor?

Çin örneğinde gördüğümüz gibi, kapsamlı izlenme ve dinleme tehditleri, bir ülkenin kendi yerli teknolojisini geliştirmesini zorunlu kılıyor. Artık bu durum milli güvenlik sorunudur. Türkiye olarak da Çin gibi benzer bir yaklaşımı benimsemek, veri güvenliğini sağlamak ve dışa bağımlılığı azaltmak açısından kritik önem taşıyor. Kendi yapay zekâ ve istihbarat altyapımızı kurarak, hem vatandaşlarımızın gizliliğini koruyabilir hem de stratejik operasyonlarda bağımsız hareket edebiliriz; artık teknolojiye dışardan bağımlı kalmanın zamanı geçti. Sonuç olarak ya ChatGPT, Gemini, Instagram, X, Facebook, YouTube üzerinden izlenmeye devam edeceğiz, ya da radikal adımlar atıp yola kendi teknolojilerimizle devam edeceğiz… Dünyada yaşananları görünce takdiri sizlere bırakıyorum…


© SuperHaber