menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Afganistan ve Pakistan Çatışması: Temel Nedenler ve Muhtemel Gelişmeler

35 0
05.03.2026

Afganistan ile Pakistan, tarihsel olarak ortak bir geçmişe, ortak aşiretlere, benzer kültürel kodlara ve güçlü insani bağlara sahiptir. Sınırın iki tarafında aynı dili konuşan, aynı gelenekleri paylaşan, akrabalık ilişkileriyle birbirine bağlı milyonlarca insan yaşamaktadır. Ne var ki böylesine toplumsal müşterekata rağmen, siyasal düzlemde ortaya çıkan gerilimler ve güvenlik merkezli politikalar, bu doğal yakınlığı çoğu zaman kırılgan ve çatışmalı bir zemine taşımıştır.

Afganistan ile Pakistan arasındaki sorun, ilk bakışta iki komşu devlet arasındaki salt bir sınır ve güvenlik meselesi gibi görünse de hakikatte yarım asrı aşkın süredir vekâlet savaşları üzerinden yürüyen ve bugünlerde doğrudan karşılıklı askeri çatışmaya dönüşen tarihsel bir gerilimdir. Dolayısıyla bu çatışma yeni değildir, yalnızca form değiştirmiştir.

Meselenin kökleri, Pakistan’ın daha kurulmamışken, Büyük Britanya’nın bıraktığı yapay sınır dayatmasına dayanır.  1893’te etnik ve tarihsel gerçeklikleri dikkate almayarak çizilen Deurand Hattı, Büyük Birtanya’nın bu bölgeye bıraktığı bir kanser tömürü misalidir. Zira bu sınır sorunu, sadece bir sınır sorunu olarak kalmamış beraberinde pek çok yeni krizin de neşet etmesine sebebiyet vermiştir. 

Bugünden bakıldığında taraflardan birini mutlak haklı, diğerini mutlak haksız görmek mümkün olabiliyor. Kimileri Pakistan’ın güvenlik kaygılarını, kimileri Afganistan’ın egemenlik hassasiyetlerini merkeze alarak değerlendirme yapacaktır. Ancak bu yazının amacı taraf tutmak değil, bir vakıayı anlamaya çalışmaktır. Ve malum olduğu üzere bu bakışla bir mesele değerlendirildiğinde tamamen haklı yahut tamamen haksız bir taraf ortaya çıkmayacaktır. Böyle bir okuma da sloganlarla değil; ancak tarihsel ve stratejik dinamikleri doğru okuyarak gerçekleştirilebilir.

Bu yazıda bugün yaşanan savaşın temel dinamiklerini beş başlık altında ele alacağız:

İlk olarak Durand Hattı meselesinin temellerine değineceğiz. Ardından Pakistan’ın kurulmasından sonra bu sınırın iki ülke arasındaki en temel sorun haline nasıl geldiğini inceleyeceğiz. Üçüncü olarak Pakistan’ın Afganistan’a yönelik “istikrarsızlaştır ve Güvende Kal” ile “Yakın Bir Hareketi İktidara Taşı ve Afganistan’ı Arka Bahçen Yap” stratejisini tarihsel seyri içinde ele alacağız. Dördüncü olarak bu politikanın bir uzantısı olarak Taliban hareketinin yıllarca Pakistan tarafından desteklenmesi, fakat zamanla bu ilişkinin tersine dönerek TTP sorununu üretmesi meselesini analiz edeceğiz. Beşinci ve son olarak ise yakın zamanda yapılan barış görüşmelerinin neden başarısız olduğunu değerlendirecek ve nihayet bu savaşın geleceğine dair muhtemel gelişmelerin üzerinde duracağız.

Sorunların Temel Nedeni Olarak Durand Hattı Meselesi

Afganistan-Pakistan geriliminin kalbinde yatan mesele Durand Hattı sorunudur. Bugün iki devlet arasındaki askerî çatışmaların, sınır ihlallerinin, karşılıklı suçlamaların ve güvenlik krizlerinin büyük kısmı doğrudan ya da dolaylı biçimde bu hat ile ilgilidir.

Durand Hattı, 1893 yılında dönemin Afgan Emiri Abdurrahman Han ile Britanya Hindistanı adına Sir Mortimer Durand arasında imzalanan bir anlaşma ile çizildi. Böylece ülkede ezici çoğunluğa sahip olan Peştun’ların yarısından fazlası sınırların öbür tarafında kaldı. O dönemde ortada Pakistan diye bir devlet yoktu. Bölge, Büyük Britanya’nın kontrolü altındaydı. Bu antlaşma ile Afganistan’daki Peştunlar ikiye bölünürken aslında Rusya’nın Afganistan üzerinden Birtanya’ya sorun teşkil etmesi engellendi. Diğer taraftan “azınlıklardan oluşan bir devlet” inşa edilerek her zaman istikrarsızlık potansiyeli olan bir devlet meydana geldi. Nitekim bu anlaşma öncesinde ülkenin yüzde 60’ını teşkil eden Peştunlar, sonrasında yüzde 40 bandına düştü. Aşiretler, akrabalar, hatta aynı köyün parçaları farklı idari alanlara bırakıldı. böylece Afganistan için bir ideal, fakat Pakistan’ın baş belası olan “Büyük Peştunistan İdeali” diye bir mesele ortaya çıktı.

Afganistan tarihsel olarak bu hattı hiçbir zaman nihai ve bağlayıcı bir uluslararası sınır olarak tanımadı. Anlaşmanın baskı altında imzalandığını, süresiz olmadığını ve Britanya Hindistanı ile yapıldığını, dolayısıyla 1947’de Pakistan’ın kurulmasıyla hukuki zeminin değiştiğini savundu. Pakistan ise ‘devletlerin halefiyet ilkesi’ gereği Britanya Hindistanı’nın sınırlarını devraldığını ve Durand Hattı’nın uluslararası meşru sınır olduğunu ileri sürdü.

Pakistan için Durand Hattı, devletin varlığını ve toprak bütünlüğünü ilgilendiren kırmızı çizgidir. Afganistan için ise bu hat, sömürge döneminde dayatılmış, etnik bütünlüğü parçalamış bir mirastır. Bu nedenle mesele yalnızca sınır değil; kimlik, tarih ve meşruiyet meselesidir.

Bu görüş ayrılığı yalnızca diplomatik bir ihtilaf olarak kalmadı. 1947’de Pakistan kurulduğunda, Afganistan Birleşmiş Milletler’de Pakistan’ın üyeliğine karşı oy veren tek ülke oldu. Bu sembolik tavır, aslında meselenin ne kadar ehemmiyetli bir egemenlik krizine dönüştüğünü gösteriyordu. Fakat burada şunu da hatırlatmakta fayda vardır ki, Afganistan hiçbir zaman Pakistan’ın zafiyetinden hareketle bu sınırı ihlal etme yoluna gitmemiştir. Nitekim Afganistan 1947, 1965 ve 1971 Pakistan-Hindistan savaşlarında Pakistan’a saldırarak onu hazimete uğratma fırsatına sahipken bunu yapmamış ve Afganistan kralı Zahir Şah şu sözleriyle tarihe not düşmüştür: “Müslüman kardeşimiz, kafirler tarafından saldırı altındayken biz onu arkasından hançerleyemeyiz.”

Ancak bu sorun hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı. “Peştunistan” ideali Afganistan dış politikasında adeta Türkiye’nin “Kızıl Elma”........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü