Mekke Anlaşması, İslam Ordularının Ayak Sesleri ve İslam Birliğinin Muştusu
7 Ağustos 2026… Mekke-i Mükerreme’de Safa Sarayı’nda tarihe altın harflerle yazılacak bir imza atıldı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı mühürledi. Birine saldırı hepsine saldırı sayılacak! Kolektif caydırıcılık, savunma sanayii işbirliği, terörle mücadele… BM Şartı’nın 51. maddesine dayanan bu pakt, hiçbir ülkeyi hedef almadığını ilan ederken, bölgesel güvenlik mimarisini yeni baştan çizen bir duruş ve bölge ülkeleri için tehdit olan her ülke ve oluşumun planlarını kökten sarsmaya aday tavır.
Bu üçlü anlaşma, güncel haliyle, 17 Eylül 2025’te Riyad’da imzalanan Suudi Arabistan-Pakistan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması’nın üzerine inşa edildi. Görüşmeler yaklaşık bir yıldır, hatta bazı açıklamalara göre neredeyse üç yıldır sürüyordu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ifadeleriyle, fikirden kavrama, kavramdan anlaşmaya uzanan uzun soluklu bir diplomasi… Bölgesel sahiplenme ilkesiyle yürütülen bu süreç, İran-ABD gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndaki krizler ve İsrail’in genişleyen operasyonları zemininde olgunlaştı.
Mekke anlaşmasının arka planı 15 sene önceye dayanıyor!
Şunu açıkça ifade edelim ki bu anlaşmanın temelleri Türkiye ve Suudi Arabistan arasında yaklaşık 15 sene önce Kral Abdullah zamanında atıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak Ankara’ya gelen Kral Abdullah bu sürecin başlatıcılardan birisi sayılabilir. Ayrıca 2015 yılının Aralık ayında Suudi Arabistan’da kurulmuş olan ve 30’dan fazla İslam ülkesinin dahil olduğu İslam Ordusu’nu da hatırlatmakta fayda var. İslam Ordusu’nun “kurulduğu” ani ve sürpriz şekilde Dünyaya ilan edilmiş, kara, hava, deniz gücü ve özel kuvvetlerden oluşan ortak İslam Ordusu 196.000 askerle dünyanın en büyük “savaş tatbikatını” üç hafta boyunca Şubat ve Mart 2016 tarihinde “Kuzeyin Gökgürültüsü” adıyla Suudi Arabistan’da icra etmişti.
İslam ülkeleri 2010 yılında ortak “istihbarat koordinasyon merkezi” kurdu!
Sağlam ve güvenilir bir istihbarat olmadan askeri başarıdan söz edilemez. 2015’in Aralık ayında ilan edilen İslam Ordusu’ndan beş sene önce Eylül 2010 tarihinde İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde Müslüman ülkelerin istihbarat kurumları ortak bir koordinasyon merkezi oluşturmuşlardı. Cidde‘de kurulan bu merkezde Türk ve Pakistan istihbaratı başroldeydi. Dolayısıyla yakın tarihte yapılan bu çalışmaları ve atılan bu temelleri bilmeden Mekke Anlaşması’nın ne anlama geldiğini ve önemini anlamak, yorumlamak yetersiz ve eksik olacaktır. Böyle temellerin üzerine kurulduğunu bildiğimiz zaman Mekke Anlaşması’yla kurulan ittifakın bölge ve dünya açısından nasıl bir ehemmiyet arz ettiğini daha iyi görmüş olacağız.
Bütün bunlara ilaveten Türk ordusunun yaklaşık 15 seneden bu yana Suudi Arabistan’ın güvenliği için ilan edilmemiş bir şekilde o ülkede görev yaptığını ve binlerce askerimizin bu süreçte kutsal bir hizmette bulunduğunu da denklemin bir köşesine eklemek gerekir. Demek ki bu konu televizyonlarda konuşulduğundan ve aktarıldığından çok daha sağlam, derin ve çok daha farklı temellere oturuyor.
Mekke Anlaşması için kim ne dedi?
Türkiye tarafı net ve gururlu: Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kolektif caydırıcılığı temel alan bu anlaşma, güvenlik ve savunma iş birliğimizin ilerletilmesine, savunma sanayisinde ortak projeler geliştirilmesine ve terörizmle mücadeleye katkı sağlayacaktır. Hiçbir ülkeyi hedef almıyor, kardeş ülkelerin katılımına açık” dedi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise “Teknik olarak NATO’nun 5. maddesiyle aynı” vurgusu yaptı: “Hiçbir ortak düşman yazılı değil. Bize saldırmayan ülke hedef değildir.” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da “İran’a karşı yapılanma değil, NATO’ya alternatif değil” diye netleştirdi.
Pakistan ve Suudi Arabistan da aynı çizgide: Ortak açıklamada “her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılık” ve “birine saldırı hepsine saldırı” hükmü öne çıktı. Suudi diplomat Dr. Rayed Krimly, “Yeni bir askeri eksen ya da mezhepsel blok değil, nükleer hırs da yok” mesajı verdi.
İran’dan ise sert ve alaycı tepki geldi. İslami Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai, X’te şöyle yazdı: “Suudiler, Türkiye ve Pakistan ile yapılan kâğıt üzerindeki bir anlaşmanın kendilerine güvenlik getirmeyeceğini bilmelidir. Tıpkı yıllarca Amerikalılara........
